Çanlar adalet için çalıyor

Çanlar adalet için çalıyor
1 Haziran 2015 11:05

Çok eski yıllarda, Krallıkla idare edilen bir ülke varmış. Bu ülkede hukuk, mahkemeler ve hakimler de varmış. Törelere göre; bir vatandaş öldüğünde, şehir merkezindeki dev çan bir defa çalınırmış. Uzun uzun da yankılanırmış. Eşraftan birisi öldüğünde çan iki defa, bir devlet adamı öldüğünde üç defa çalınırmış. Kral öldüğünde ise çan dört defa çalınırmış.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Gel zaman, git zaman, şehirde bir olay olmuş, iş mahkemeye intikal etmiş. Davanın sanığı olarak mahkeme huzuruna çıkarılan kişinin masumiyetini bütün vatandaşlar bilmekteymiş. Beraat beklenen davadan, masum sanık, para cezasına mahkum olmuş. Hakim sormuş: “Bir diyeceğin var mı?” Sanığın cevabı “hayır” olmuş ve yargılama bitmiş. Dinleyiciler dağılmış, kafalarda bir kaygı oluşmuş yargılamaya karşı. Kısa bir süre sonra dev çanın sesi duyulmuş. Acaba kim öldü diye bekleyiş başlamış. Çan ikinci kez çalmış. Acaba eşraftan kim öldü? Şehir çan sesi ile üçüncü defa inler: Büyük bir devlet adamı, acaba kim? Soruya cevap alınmadan çan dördüncü kez çalar, yeri göğü inletir. Herkeste bir feryat: “Eyvah Kralımız öldü”. Ancak törede görülüp işitilmemiş bir şekilde çan, beşinci defa da çalınır, yer gök inler ve sesler kesilir. Herkes bunun ne anlama geldiğini öğrenmek için çan görevlisine koşar. Bir de bakarlar ki çanı, haksız yere mahkum edilen adam çalmaktadır. Sorarlar: “Ne demek beş defa çan çalmak? Kraldan daha büyük birisi mi öldü?” Cevap, şaşırtıcı olduğu kadar anlamlıdır da; “Evet ! Adalet öldü!”

 

Anayasamıza ve evrensel hukuk kurallarına göre; hiç kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Anayasa hükümleri ve yargı kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlar. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare, beğenmeseler de mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Kimsenin mahkeme kararlarına uymamak gibi bir lüksü yoktur, olamaz.

 

Mahkeme kararlarını beğenmemek ve eleştirmek başka, kararlara uymamak başka bir şeydir. Beğenmediğimiz kararları eleştirebiliriz. Ancak uymamayı teşvik edemeyiz. Bu anlamda Mahkemelerin vereceği muhtemel kararlara uyulmaması yönündeki açıklamaların hukuksal bir temeli yoktur.

 

Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasının ardından, istihbarat örgütlerinin önleme amaçlı iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınması konusundaki taleplerle ilgili karar verme yetkisi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nun belirleyeceği Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçmiştir. Kabul edilen İç Güvenlik Yasası ile bu konuda karar verecek mercii “Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi” olarak belirlendi. Bunun üzerine HYSK 1.Dairesi, kanundaki hüküm doğrultusunda Ankara Ağır Ceza Mahkemelerinde yetkili bulunan bütün Ağır Ceza Mahkemesi üyelerinin dönüşümlü olarak, nöbet sistemine göre görevlendirilmesine karar vermiştir. Yasa da açıkça bunu emretmektedir.

 

Hal böyle iken, geçtiğimiz günlerde Başbakanlığa bağlı MİT Müsteşarlığı, HSYK 1.Dairesi’nin kararına karşı HSYK’ya başvurmuştur. Başvuruda “iletişimin tespiti, dinlenmesi, değerlendirilmesi ve kayda alınması” yetkisinin nöbet esasına göre değil, belirlenecek bir tek mahkemenin yetkili olmasını talep edebilmiştir. HSYK Genel Kurulu da 26 Mayıs 2015 tarihinde MİT’in bu talebini tartışmasız kabul etmiş ve istihbari amaçlı dinleme, tespit ve kayıt konusunda “güvenilir” bulunan sadece Ankara 4.Ağır Ceza Mahkemesi üyelerini yetkilendirmiştir.

 

Anayasa’da ve hiçbir yasada MİT’in herhangi bir konuda, hangi mahkemenin veya hangi hakimlerin yetkilendirileceği konusunda HSYK’ya veya yargıya talimat veya telkinde bulunacağına ilişkin hiçbir düzenleme yoktur. Tam aksine, yapılan başvuru ve verilen karar yargı bağımsızlığına, Anayasaya ve yasalara açıkça aykırı olmuştur.

 

HSYK’nın verdiği son karar, muhtemelen önümüzdeki 7 Haziran seçimlerinden sonra yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanması, yani kuvvetler birliğinin provalarından biri olmuştur.

 

Önümüzdeki 7 Haziran seçimleri, kuvvetler ayrılığının ve yargı bağımsızlığının yeniden sağlanıp sağlanmayacağının da tercihi olacaktır.

 

Anlaşılan, Türkiye’de evrensel demokrasi ve insan haklarına dayalı hukuk devleti kuruluncaya kadar, çanlar adalet için hiç susmadan çalmaya devam edecek…

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sivas Katliamı ve insanlığa karşı suçlar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında