Büyük Ortadoğu projesi (BOP) eş başkanlığı savaşı

Büyük Ortadoğu projesi (BOP) eş başkanlığı savaşı
3 Mart 2020 16:41

Suriye ve Libya bataklığı sınırlarımızı koruma adına değil, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında başımıza sarılmış bir beladır.

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

 

Bu nedenle Suriye savaşına çok net bir şekilde Büyük Ortadoğu Savaşı diyebiliriz ki bunun nedenlerini aşağıda açıklayacağım.

 

 

Daha önce İdlib denilen Suriye toprağında verilen 14-15 şehit, son olarak ta verdikleri rakamlar doğruysa 34 şehidimiz ve bir yığın yaralımız milletçe yüreklerimizi yakıp kavurdu.

 

 

Ek olarak gizlemelerine rağmen Libya’da verdiğimiz şehitler Türk yurdunu koruma adına değil, Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı’nın stratejisine göredir.

 

 

Şimdi hemen ABD eski Dışişleri Bakanı Condollezie Rice’nin 2000’lerin başında söylediği ‘’…Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek…’’ ifadesini anımsatalım.

 

 

2003 yılının başında başbakan olan Erdoğan’ında değişik platformlar ve muhtelif zamanlarda Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlarından biri olduğunu ve bu bağlamda Diyarbakır’ında yıldız bir şehir olacağını söyledi.

 

 

Erdoğan’ın BOP Eşbaşkanlığı görevi bitti mi?

 

 

Asla, mümkün değil, çünkü bunu yok saydığı an Erdoğan’ın mal varlığı meselesi ABD tarafından derhal gündeme getirilecektir.

 

 

Erdoğan Suriye savaşı için ne diyor?

 

 

Sınırlarımızı teröristlere karşı koruyoruz martavalını söylüyor; yerseniz.

 

 

Suriye’nin Esad başkanlığındaki meşru devleti kime karşı savaşıyor?

 

 

Ülkesini bölüp parçalamak isteyen alçak teröristlere, katiller sürüsüne, dinci cihatçı beyinsizlere karşı savaşıyor ki, bunların içinde bizimde düşmanımız olan YPG, PYD-PKK unsurları da bulunmaktadır.

 

 

Şimdi düşünen herkese soruyorum, biz Türkiye olarak YPG, PYD-PKK’yı silahlandırıp eğiten ABD tarafında mı İdlib’de karargah kurup Suriye’ye karşı savaşsak mı akıllıca bir iş olur yoksa Suriye’nin meşru bugünkü devleti ile birlikte silahlı bir harekat yapsak akıllıca bir politika olur.

 

 

Elbette aklın ibreleri Suriye devleti ile birlikte hareket etmemizi net bir şekilde göstermektedir.

 

 

Ama BOP’un merkez konseyi buna müsaade etmeyeceği için böyle gayri milli bir savaşa girerek gencecik yaşlarında vatan evlatlarını toprağın kara bağrına gömüyoruz.

 

 

Şimdi bir çelişkiyi hemen gözler önüne getirelim.

 

 

Kendilerine karşı savaştığımız ülkenin askerleri de Müslüman bizim gibi.

 

 

Biz de vatanı uğrunda yaşamlarını yitiren askerlerimize şehit diyoruz, onlarda şehit diyor.

 

 

Kuran-ı Kerim’e göre bizde ‘’şehitler ölmez’’ diyoruz, Suriyeliler’de ‘’şehitler ölmez’’ diyor.

 

 

Şimdi soruyorum: Türkiye’nin askerleri mi yoksa Suriyeli askerler mi şehit veya canlarını yitiren her iki ülkenin askerleri mi şehit?

 

 

Bu tür işlerin ilahiyat alanı ile pek ilgilenmem ama bu konuda İslam’ın verdiği hükmü belirtmek istiyorum.

 

 

İslam hukuku hükümlerine göre şehit olmak için vatan ve bağımsızlık uğrunda savaşırken ölmek gerekiyor.

 

 

Ve, yine Kuran’da yer alan ayetlere göre terör çıkaranlar katledilir.

 

 

Suriye ne yapıyor?

 

 

Vatanını teröristlere karşı koruyor.

 

 

Bu bağlamda bizimde Müslüman bir ülke olarak vatanlarını teröristlere karşı koruyan Suriye devletinin yanında yer almalıydık.

 

 

Böylece bir taşla iki kuş vuracaktık.

 

 

Birincisi güney sınırlarımız terörist gruplara karşı daha güvenli bir hale gelecekti, ikincisi azgın terörizm sonrası ve Suriye’nin meşru devletinin bunlara karşı verdiği savaş nedeniyle 8-10 milyon Suriyeli ve Ortadoğulu başımıza bela olmayacaktı ki, bugün bunları başımızdan atmakta zorlanıyoruz.

 

 

Anlamsız bir savaş nedeniyle ölen canların hesabını ‘’öte’’ dem kim verecek.

 

 

Yeryüzüne milyonlarca cami yapsanız da akılsızca verdiğimiz şehitlerin ve öldürülenlerin hesabını kimse veremez.

 

 

Tarih bilmeyenler devlet yönetemezler.

 

 

Şunu unutmamak gerekir ki, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasındaki en büyük amil Ruslar ile yaptığımız savaşlardır.

 

 

Ruslar Osmanlı Devleti ile yaptıkları bütün savaşları kazanmışlardır; öyle ki 2.Abdulhamit zamanında Yeşilköy’e kadar dayanmışlar, Ayastefanos Anlaşması ile bir yığın toprak kaybederek geri çekilmişlerdir.

 

 

Rusya Okyanus ötesi gibi değil, bodoslama dalış yapan korkunç emperyalist bir ülkedir.

 

 

Çarlık döneminden beri devam eden devlet geleneği bugün de aynen devam etmektedir.

 

 

Atatürk’ün ‘’Ruslar ile iyi geçinin’’ önerisi boş değildir.

 

 

Bu arada yine Atatürk’ün ‘’Arapların arasındaki problemlere karışmayın’’ önerisi de bizim rehberimiz olmalıdır.

 

 

Şimdi bazı yazarlar ve politikacılar Türkiye’nin Suriye ile olan savaşı için ‘’anlamsız’’ diyor ama yukarıda belirttiğim nedenden dolayı bence çok anlamlıdır.

 

 

Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında durduk yerde Suriye’ye savaş açılmıştır ve Esad başkalığındaki meşru hükümetin askerlerine algı operasyonu yapmak amacıyla ‘’rejim güçleri’’ diyorlar.

 

 

Öte yandan Türkiye’nin beslediği bir yığın Suriye devletinin alçak teröristlerine Özgür Suriye Ordusu(ÖSO) diyorlar ki kuvvetli rivayetlere göre bu teröristlerin maaşlarını majesteleri sayesinde Türkiye ödüyor ve bunların silah, mühimmat, gıda, ilaç vs. her türlü ihtiyaçları karşılanıyor.

 

 

İşin kahredici tarafı şu ki, bu teröristler Metehan’ın şanlı askerleri olan yiğit Türk askerleri ile birlikte Suriye meşru devletine karşı savaşıyorlar.

 

 

Yineliyorum, güney sınırlarımızda terörü sıfır noktasına indirmenin tek yolu yine bu alçak teröristlere karşı vatanlarını savunan Suriye devletinin bugünkü meşru güçleri ile birlikte ortak harekat ve omuz omuza savaşmaktır.

 

 

Ama bugünkü vaziyete baktığımda gaye alışveriş değil, dostlar çarşıda görsün atasözüne çok uygun.

 

 

Bunların gayeleri sınırlarımızı korumak değil, savaşarak milletten puan toplamak!

 

 

Çünkü deniz bitti, kara göründü; bir daha ki seçimlerde yoklar.

 

 

İktidarlarını kaybettikleri an işledikleri anayasal, yasal, hortumlama suçlarından Türk yargısının önüne çıkacaklarını çok iyi bildikleri için savaş ve kaos bahaneleriyle iktidarlarını uzattıkça uzatıyorlar.

 

 

Uzanan lastik bir gün bir yerinden derhal kopacaktır.

 

 

Bunlar Suriye ve Libya’da kara toprağa verdiğimiz aziz şehitlerimizin dayanılmaz manevi ağırlıklarının altında öyle dehşetli bir şekilde ezildiler ki, Sivil Toplum Örgütleri’ne güya deklarasyon yayınlatarak savaşın yanında olduklarını esas alan algı operasyonuna başladılar ki, tıpkı hepimizin çok iyi anımsayacağı gibi 15 Temmuz darbe tiyatrosunda günlerce minarelerden her dakika okuttukları ve beynimizi yerinden çıkaran ‘’ezan’’ ve ‘’sela’’lara benziyor.

 

 

Bu tür kahredici işler Erdoğan’ın acı verici uygulamalarıdır.

 

 

STK’ların ‘’savaşın yanındayız’’ deklarasyonu hiç kuşkusuz Erdoğan’ın verdiği talimat sonucudur ve durum kendisinin çok sıkıştığını göstermektedir.

 

 

Ama şu gerçeği hemen belirtelim ki, sosyoloji bilimine göre STK’lar cemaatler gibi doğal kuruluşlar değildir.

 

 

Dinsel cemaatlerde cemaat reisi ve/veya şeyh, mürşit bir karar aldığı zaman ulvi bir iman vecdiyle her bir mürit bu kararın gereklerini günaha girmemek için yerine getirir ama STK’lar suni kuruluşlardır ve üyeleri arasındaki ilişkiler çıkarlara dayalıdır ki başkanın aldığı bir karar hiç kimseyi bağlamaz.

 

 

Bu nedenle Erdoğan’ın STK başkanları ağzıyla deklare ettirdiği ‘’savaşın arkasındayız’’ çağrısının kendi üyeleri ve kamuoyu arasında hiçbir etkisi olamaz.

 

 

Erdoğan’ın boş gayreti!

 

 

Bir de ‘’savaşın arkasındayız’’ deklarasyonuna imza atan STK’ların TOBB-ki buranın üyeleri iş dünyasına ait ve kimseyi sallamazlar-dışında hiçbiri etkin kuruluşlar değil.

 

 

Daha nice etkin ve aydınlık ufukların sahibi STK’lar yandaş yalakalığın dışında kalmışlardır.

 

 

TBB-Türkiye Barolar Birliği, TTB-Türk Tabipler Birliği, TEB-Türk Eczacılar Birliği vs. bir yığın genlerinde yurtseverlik olan STK’lar…

 

 

Eğer Erdoğan illa da ben savaşmak istiyorum diyorsa mecburen savaşmamız gereken bir durum var.

 

 

Yunanistan’a altın tepsi içinde sunduğu 18 adamızı işgalden kurtarmak için savaşalım.

 

 

Bu konudaki hata kendisinin ama Yunanistan’a savaş açarsa Türk milletinin sel gibi arkasından aktığını görecektir.

 

 

Bu tüyo da benden Erdoğan’a hediye olsun.

 

 

Milletin tümünün kalbi Suriye savaşında Erdoğan’la birlikte değil, çünkü herkes sapkın bir savaş olduğunu biliyor.

 

 

Erdoğan bir an önce titreyip kendine dönmeli, Suriye’nin meşru devlet başkanı Esad’la anlaşmalı ve ortak askeri operasyonlarla Türkiye’yi de bunaltan teröristlere karşı amansız mücadele vermelidir.

 

 

Sonra Erdoğan yüzünü altın tepsi içinde Yunanistan’a peşkeş çektiği 18 adamıza dönerek şanlı bir savaşla bu topraklarımız derhal geri alınmalıdır.

 

 

Erdoğan şunu unutmamalı ki, iktidarını uzatacak olan bu kararıdır ki Türk milleti o zaman seller gibi ardından gider.

 

 

Bir de ülkemizi yıllardır işgal ettirdiği milyonlarca Suriyeli ve Ortadoğulu insan çöplüğünü Yunanistan ve AB ülkelerinin direncine, yalvarmasına ağlamasına aldırmadan açtığı sınır kapılarını son kişi çıkıncaya kadar kapamamalı ve yeni göçlere karşı doğu ve güney sınırlarımız köklü önlemlerle kapatılmalıdır.

 

 

Şunu da belirtelim ki Rusya veya çok modern silahlarla silahlandırdığı Suriye tarafından yapılan saldırı sonucu İdlib’de verilecek çok sayıda şehit Erdoğan’ın iktidarını toptan sallayacaktır.

 

 

Bunu anlayacak izan ve yeterli kültürle beraber Rusları çok iyi tanıyacak tarih bilgisine sahip olmak gerekiyor.

 

 

Bu nedenle Anayasamız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başına en az 4 yıllık üniversite mezunu cumhurbaşkanını şart koşmuş.

 

 

Çünkü kanun koyucu üniversite mezununun yurt ve dünya olaylarını kavrayacak ve en doğru karara varacak analitik bir beyine sahip olacağını öngörmüş.

 

 

1400 yıl önce Araplar arasında yapılan Hendek savaşını da bizim savaşımız gibi gösteren imam hatip diploması ve eskiden Anadolu’nun her kentinde kaldırım kenarlarında satılan, köylülerin de alıp köy odalarında birinin okuyup diğerlerinin gözyaşı dökerek dinledikleri, çoğu uydurma Battal Gazi destanı, Hz. Ali Cenk hikayeleri ile 5 bin yıllık tarih ve 2211 yıllık düzenli ordusu-Mete Han ilk düzenli Türk ordusunu M.Ö.209’da kurdu-olan koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti yönetilemez.

 

 

Yönetmeye devam edilirse her türlü bataklığa batmaya devam edeceğiz, her geçen gün battığımız gibi.

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Domalan şempanzeler ve Türkiye toplumundaki aşağılık yaratıklar!
Türk Milleti feda mı ediliyor?
Padişah ferman çıkardı: 2 avratlı 18 veletli bedevi tiz vatandaş yapıla!