Borderline bir yapı olarak Türk Solu…

Borderline bir yapı olarak Türk Solu…
10 Temmuz 2017 13:50

“Borderline Kişilik Bozukluğu” psikiyatrinin önemli tanımlamalarından biridir ve bu kişilik yapısındaki bireyler için hayat oldukça zordur. Asıl zorluksa bu kişilerin yakınları ve terapistleri içindir.

 

 

 

Dr. Semih DİKKATLİ H&H YORUM

 
Borderline Kişilik Bozukluğu; ilk gençlik çağlarından itibaren kişinin sosyal, okul-meslek ve ailevi işlevselliğini ciddi şekilde bozan, kişilerin hayatlarındaki her şeyi ve herkesi mutlak siyah veya mutlak beyaz olarak değerlendirdiği yaptığı bir eylemle karşısındakini ilahlaştırıp başka bir eylemle foseptik çukuruna indirmesine sebep olan, kendisine ve çevresine zarar verici davranışları barındıran bir yapıdır.
Bu yapıdaki kişiler sık olarak davranış sorunları, tutarsızlıklar ve umutsuzluğun önde olduğu depresif dönemler yaşarlar.
Peki neden bazı insanlar Borderline olur?
Bu konuyla ilgili birçok ekol farklı farklı şeyler söylese de işin temelinde çocukluk çağlarında yaşanan ruhsal travmatik olayların yer aldığı yaygın olarak kabul edilir.
Bu kişisel tanımlamayla Türk Solu’nun ne ilgisi var peki?..
Freud, Le Bon gibi birçok düşünür toplumsal fenomenlerle kişisel patolojilerin benzelikleri üzerinde dururlar ve kitle psikolojisini bireysel durumlardan fazlaca ayırmazlar.
Soru şu: Kitleler “Borderline” olabilir mi?
Bireylerin olduğu gibi toplulukların da geçmiş yaşantılarıyla ilgili hafızası vardır. Bu hafıza ilk insandan itibaren filogenetik olarak geleceğe taşındığı gibi; destanlar, yazılı ve sözlü edebiyat, müzik, örf ve adetlerle de taşınır. Sol söylem sisteme muhalif söylemdir. Özünde insan vardır.

 

Özünde, insanı dışlayan her yönetim biçimine itiraz vardır.
Anadolu, insanı merkeze alan büyük düşünür ve mücadele insanlarıyla dolu bir geçmişe sahip olsa da; bu insanların katledilişlerine, sürgünlerine, idamlarına, hapsedilmelerine de şahittir. Yani Anadolu İnsanı için yeterince travmatik bir geçmiş söz konusudur.
Pir Sultan, Köroğlu, Sabahattin Ali, Namık Kemal, Nazım Hikmet, Atatürk, Deniz Gezmiş, Uğur Mumcu, Necip Hablemitoğlu, Bahriye Üçok, Hrant Dink, Ali İsmail Korkmaz bu insanlara bir çırpıda verilecek örneklerdendir. Daha onlarca örneği olan bu insani gelenek, yaşadığı her travmatik olaydan sonra bütünselliğini yitirmiş ve içinden kapitalist sisteme hizmet eden dönekler çıkarmıştır. Böylece kendine zarar veren, kavgaya açık, doğrulardan daha çok egoların ön planda olduğu bir kitle oluşmuş ve sol, giderek zeminsiz kalmıştır. Öyle ki; zamanın sol söylemli insanlarından Kürt, Türk ve Ermeni ırkçılar ortaya çıkmıştır. Bu insanlar için artık toplumsal doğruların yerini umutsuzluk, zarar verici dürtüler ve yok olma-yok etme isteği almıştır.
Türkiye’de sol neden hiç kazanamadı?
Geçmişinde bu kadar ağır travmatik olaylar olan bir kitlenin nesne ilişkilerinde başarılı olması neredeyse imkânsız hale gelir. Nesnenin –diğer kitleler, kitle içindeki diğer bireyler- iyi ve kötülerle ilgili bütünlüğü sağlanamadığı için sol kitlenin bireyleri, kendisine lider belirlemekte ciddi sorunlar yaşar. Tam “evet işte bu benim liderim” dediği zamanların ardından bir anda ilahlaştırdığı bu liderin kendince olumsuz bir davranışını gören kitle, hemen o lider adayını karalamakta, kendince tüm olumsuzluklarını ortaya dökmekte ve olumlu yanlarını konuşmayı bırakmaktadır.
Bu sebeplerle; sürekli lider arayışı içinde olan kitle, dışarıdan manipülasyona açık hale gelmekte ve rakip ideoloji ve partilerin kolaylıkla böldüğü gruplara dönüşmektedir.
Son olarak “Adalet Yürüyüşü” ile başlayan süreçte, bu yürüyüşü gerçekleştirenlerin düştüğü bir yanlış dikkat çekiyor:
“Yürüyüşe katılmamak için haklı nedenleri olan bazı kişi ve kurumları hedef alan yapıların planlı yaratılmış öfkelerinin tuzağına düşmek…”
Son yıllarda AKP karşıtı ve çoğunluğu kendini sol olarak tanımlayan kitlenin bazı davranışlarını ele aldığımızda kitlenin “borderline” yapısı daha da çok dikkat çekecektir.
Baykal karşısında Kılıçdaroğlu’na yol verenler, bazı olaylardan sonra onu yerden yere vurdular. Şimdi de Feyzioğlu’nu hedef alan yapıların tuzağına düşüyorlar. Referandum sürecinde herkesten, siyasi partilerden bile erken tepki vererek yollara düşen, düzgün bir anayasa ve devlet yapısı için kelleyi koltuğa alan, iktidarın direkt hedefi olmaktan çekinmeyen, her gün onlarca ölüm tehditi alan ama kanundan aldığı görevi uygulamaktan geri atmayan Metin Feyzioğlu… Şimdi sol kitle, kendisinin umut haline getirdiği bu insana saldırıyor. Acımasızca, anlama ihtiyacı bile duymadan yerden yere vuruyor.
Tümörlü bir doku gibi bu kitle, sürekli kendini ve değerlerini tüketiyor. Çok değil 2 yıl sonra ülkenin geleceği, bütünlüğü ve hatta varlığı oylanacak… Çokbilmiş solcular yine birbirini ve kendi içinden çıkan değerlerini yerden yere vururken, “ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇECEK”.
Dr.Semih DİKKATLİ Twitter

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Borderline bir yapı olarak Türk Solu…
Affetmek ve Deniz Seki…
Ali İsmail Korkmaz’a! Bir umut yükseliyordu