Bir çekirdek, dört bostan

Bir çekirdek, dört bostan
7 Ocak 2013 00:16

Bir çekirdek verip artık dört bostan alamıyacağız.

 
Mustafa MERSİNOĞLU H&H YORUM

Ekolojik Kollektifi, yeni tohum yasası ile ilgili bir basın açıklaması yaptı.

Açıklamanın tam metni şöyle:
 
Ülkede satılığa çıkartılacak yeni alanlar keşfetmekte gecikmeyen AKP hükümeti şimdi de tohumlarımıza göz dikti. Irak’ta savaş sonrasında çıkartılan 81 numaralı kararname gibi çiftçiler tohumluk alamayacak, tüketiciler sefalet koşullarına mahkum edilecek. Bu kanunla, bugüne kadar TAGEM (Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü)‘e bağlı enstitüler aracılığıyla yürütülen tarımsal ar-ge sonucunda, TİGEM’e ait çiftliklerde tohumların üretilip üreticilere dağıtıldığı tarımsal sistem tamamen yok ediliyor. Özetle ülkemizin tarım sektöründeki tohum üretimi ve satışını özelleştiriyorlar.

Kendi yerel tohumunu ve çeşitliliğini giderek kaybeden çiftçilerimiz 1 kg domates tohumunu 18-20 bin dolar fiyatla almak zorunda bırakılıyor. Tohum da dahil her türlü girdinin giderek uluslararası şirketlerin eline geçtiği bir sistemde üretici sözleşmeli üreticilikle ürettiği ürününü maliyetine ve maliyetinin altına satmak zorunda kalıyor. Tüketici ise üreticinin ürününü, sattığının 6 kat üstünde aynı ürünü tüketmek zorunda bırakılıyor.


 
Tohumculuk Kanunu Tasarısı’nın içerdiği en tehlikeli hüküm ise, çeşit’in; “.. geleneksel ve/veya biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş olan genetik yapı” olarak tanımlanması ve tescile tabi kılınmasıdır. Yasanın bu maddesiyle, çok uluslu şirketler, bu topraklarda yüzyıllardır, doğanın ve insan emeğinin oluşturduğu tohumları, neye yarayacağını bilmediğimiz biyoteknolojik yöntemle kazandırdıklarını iddia ettikleri sözde “yeni” özellik ile patentlemeye çalışıyorlar.
 

Ayrıca biliyoruz ki Türkiye’ye her yıl, 2 milyon tona yakın genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) mısır, soya, pamuk ve kolza hiçbir denetime tabi olmadan girmekte; yem rasyonlarına katılmakta, işlenmekte ve 800 çeşidin üzerinde ürün olarak tüketici sofrasına ulaşmaktadır.
 
Türkiye’de üretimi ve dağıtımı yasak olan GDO’lu tohumlar, bu Yasa Tasarısı ile yasalaştırılmakta ve ülkenin GDO ile işgaline ortam hazırlanmaktadır. Artık yabancı şirketler, gen kaynağı olan ülkemizde, herhangi bir tohumumuzu, biyoteknolojik yöntemlerle kazandırdıkları bir özelliği gerekçe göstererek patentleyebileceklerdir.
 
Tüm Avrupa’daki bitki çeşidine yakın bir sayıda olmak üzere, 3 bini endemik toplam 13 bin bitki çeşidine sahip olan Anadolu coğrafyası, gen bankası niteliğindedir. GDO işgali, biyolojik çeşitliliğimiz üzerinde büyük bir tehdit oluşturacak, çiftçinin tohum ayırma hakkı da elinden alınmış olacaktır.

AB uyum paketi içersinde görüşülen bu yasanın çıkması halinde kamu tohumculuğu her alanından çekilecek ve yerini şirketler alacaktır. Yasa taslağının 15. maddesinde bahsedilen yetki devriyle birlikte kamu üretim, sertifikalandırma, ticaret ve denetimi, uluslar arası dev tarım şirketlerine bırakılacaktır. Böylelikle de ülkemizin “gıda güvenliği” ve “gıda güvencesi” bir avuç uluslar arası gıda tekelinin insafına bırakılmış olacaktır.


 
Sonuç olarak bu yasa ile Tarım Kanunu’nun 4. Maddesinde tarım politikaları kapsamı içerisinde yer alan, “gıda güvencesi ve güvenliğinin güçlendirilmesi” ilkesini, 5. Maddesi’nde yer alan tarım politikalarının “Sürdürülebilirlik, insan sağlığı ve çevreye duyarlılık” ilkesini, 6.Maddesinde tarım politikalarının önceliği olarak belirtilen “….güvenilir gıda arzının sağlanması” ilkesini ve 10. Madde olan “Bakanlık, biyolojik çeşitliliğin, genetik kaynakların ve ekosistemlerin korunması ve geliştirilmesine ilişkin araştırmalar yapar veya yaptırır. Biyoteknolojik yollarla ve/veya çeşitli ıslah metotları kullanılarak elde edilen ürünlerin fikrî mülkiyet hakları kapsamında korunması, kaydı, tescili, üretimi, tüketimi, gıda olarak kullanımı, ihracatı ve ithalatı hakkında ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınmak suretiyle gerekli düzenlemeleri yapar.” ilkesini çiğnemektedir.
 
Bu durum ayrıca transgenik tohumların üretim amaçlı ithalatını yasaklayan ve halen yürürlükte olan 2006/1 sayılı Ithalat Genelgesinin 5.Maddesiyle de çelişmektedir.


 
‘Gdo’lu Tarim Üreticiyi Ve Tüketiciyi Öldürür’
 

Genetiği değiştirilmiş tohumların ulusal bir biyogüvenlik yasası ile yasaklanmadan, böyle bir yasanın hazırlığına girişilmesi uluslararsı sözleşme düzenine ve Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler aykırıdır. Bu yasayla gdolu tohumların ülkeye girişinin serbest bırakılması ve ticarileşmesi hukuksal güvenceye kavuşmaktadır. Oysa bilinmektedirki gdolu tohumlar, çevre ve halk sağlığı açısından olası riskler taşımaktadır. Bu tohumların biyogüvenlik, biyoçeşitlilik ve halk sağlığı açısından genel olarak güvenilir olduğuna dair uluslararası düzeyde ve AB içerisinde bir fikir birliği bulunmamaktadır. Buna rağmen bu yasanın meclise getirilmesi ülkenin gıda geleceğinin satılması anlamına gelmektedir.


 
Ayrıca tohumların patent altına alınmasına, çokuluslu tohum tekellerinin tohum piyasasını ele geçirmesine hak tanıyarak çiftçi haklarının ihlal edilmesine yol açmaktadır. Çiftçiler binlerce yıldan gelen bilgi birikimiyle ıslah ettikleri tohumlukları üzerindeki haklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
 
Bu durumda ulusal olarak GD tohumlarla ilgili kararların ağırlıklı olarak tohum endüstrisi lobilerinin görüşleri göz önüne alınarak değil, çiftçi örgütleri ve kooperatifleri, ekoloji örgütleri, Ziraat Mühendisleri Odası ve bu konuda görüşü olan nitelikli bilim insanları vb. tüm tarafların da içinde yer aldığı bir çalıştay tarafından belirlenecek kararlar çerçevesinde alınması gerektiğini düşünüyoruz.  
 
GDO, tohumların güvenilirliğinin uluslararası düzeyde yetkin bir bilim kurulu tarafından temin edilmeden serbest dolaşımını ve ticarileşmesini çevre ve halk sağlığı açısından riskli buluyor, geri dönüşü olmayacak sorunlara yolu açabileceğini düşünüyor ve yasa tasarısının yasalaşmadan geri çekilmesini talep ediyoruz.

Tohum Patentlenemez
 
Ülkenin yüzyıllarca sürede oluşturduğu tohum zenginliğini bir avuç çok uluslu şirketin kar etmesine için verilemez. Bilinmelidir ki bu çok uluslu şirketler tohumlarımızı ve toprağımızı hem bozmaya hem de bizden almaya geliyorlar. Topraklarımıza ve Tohumumuza sahip çıkarak bir an önce bu yasa tasarısının meclisten geri çekilmesini istiyoruz. Ekoloji Kolektifi olarak gıda güvenliğimizi, sağlığımızı ve yaşamımızı, toprağımızı, tarımımızı yok edecek olan bu yasa karşısında halkımızı ve ilgili kurumları gerekli önlemleri alması konusunda bir kez daha uyarıyoruz. Tohumlarımızın soframıza birer kanser olarak gelmesini istemiyoruz.
(Ekoloji Kolektifi9 

 
 
 
Anadolu Coğrafyası hızla çölleşmeye doğru koşuyor.  Bizler kimlik sorunu, türban sorunu, özerk devlet mi federe devlet mi, anayasa, başkanlık, konu komşudaki demokrasi derken… Evet en iyi bir devletimiz olsa da, tüm bu sorunlarda taraf olanlar barıştırılsa da, kara toprağı bir küstürürsek ve   de erozyon topraklarımızı gitgide artan bir hızla altımızdan alıp denizlere götürürse, üstünde kim ve ne  olursa olsun barınamaz.

(Brighton
UK)
classid="clsid:38481807-CA0E-42D2-BF39-B33AF135CC4D" id=ieooui>

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
23 Haziran seçimleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin seçenekleri
‘Ne güzeldir, dağların üstünde onun ayakları, ki müjde götürür’
Dünya basınında 31 Mart 2019 Türkiye yerel seçimleri