‘Benim Sevgili Başkanım-Ekrem İmamoğlu’

‘Benim Sevgili Başkanım-Ekrem İmamoğlu’
20 Nisan 2019 12:07

Şirin Mine Kılıç’ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hayatını kaleme aldığı “Benim Sevgili Başkanım-Ekrem İmamoğlu” adlı eseri Hümanist Kitap Yayıncılık etiketiyle raflardaki yerini aldı.

 

 

 

Odatv’de yer alan habere göre 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde İstanbul’un 39 ilçesinin 38’inde aynı sonuç çıkmıştı. Sadece bir ilçede, Beylikdüzü’nde belediye başkanlığı bir partiden ötekine geçmişti. Ş. Mine Kılıç, ilk basımı 2016 yılında yapılan “Benim Sevgili Başkanım”da, Beylikdüzü’nü diğer 38 ilçeden, Ekrem İmamoğlu’nu onlarca başkan adayından farklı kılan özelliklerinden bahsetmişti.

 

Kitap, bu sorulara cevap verirken, Ekrem İmamoğlu’nun, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olmasından sonra seçime giden süreç ve Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı kapsamındaki çalışmaları da eklenerek güncellendi.

 

 

Ş. Mine Kılıç kitabında, İmamoğlu’nun belediyecilikteki başarısına, Beylikdüzü’ndeki çalışmalarına, icraatlarına, halk ile olan yakın ilişkisine değinirken; İmamoğlu’nun çocukluğuna ve gençlik yıllarına da yer verdi. Kitapta, İmamoğlu’nun çocukluğunda, sorumluluk almaktan çekinmeyen, zeki ve yardımsever olduğu; Kur’an Kursu’na gidişi, futbol tutkusu, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda yaşadıkları tanıkların ifadeleriyle anlatıldı.

 

 

Ş. Mine Kılıç ayrıca, İmamoğlu’nun insanları nasıl çok iyi motive ettiğini, belediyecilik konusunda ilk dersi kimden aldığını, Kurtuluş Savaşı’ndan Atatürk’le birlikte savaşmış Demokrat Partili olan büyük dedesine ve İmamoğlu’nu CHP’li yapan Atatürk’e olan gönül bağına da değindi.

 

 

İşte “Benim Sevgili Başkanım”da yer alan Ekrem İmamoğlu’nun çocukluk ve gençlik yılları:

 

 

“Biraz büyüyüp ayağı yere basında, Ekrem dikkatleri çekmeye başladı. Kimilerince Ekrem’de gözlenen bu parıltı, önce zekâsı ile doğrulandı. Çabuk algılayan bir çocuktu. Yaşı ilerledikçe de bazı kişilik özellikleri belirmeye başladı. Daha okula başlayacak yaşa bile gelmemiştir, ancak eviyle, annesiyle, yakın çevresiyle ilgiliydi. Evleri çok kalabalıktı. Büyük dede, nine, babaanne, dede, baba, babanın iki bekâr kardeşi hepsi bir aradaydı. Kız kardeşi doğana kadar evdeki tek çocuk Ekrem’di. Bunun avantajı ve dezavantajları vardı elbette. Birçok yerden emir alan bir çocuktu ama aynı zamanda dedenin de şımarttığı tek çocuktu. Ticaret yaptıkları için büyük amcaları da yıllarca aynı evde kaldı. Evdeki üç kadından ikisi ninesi ve babaannesiydi, en genç kadın annesiydi. İş ve aş bekleyenlerin fazlalığı annesinin iş yükünü oldukça ağırlaştırıyordu. Ortalama bir çocuğun olabileceğinden çok daha fazla duyarlıydı Ekrem. Annesine yardım etmeyi görev biliyor, çevresini gözlemliyor ve kendi kendine görevler çıkarıyordu.”

 

 

“BİRAZ DA HAYLAZDI”

 

 

“Hava Hanım’ın aktardıklarına göre yaşıtlarına göre daha iri bir bedene sahip olan Ekrem, ilkokula başladığında, altı yaşında bile değildi. ‘Çok sevimliydi,’ diyor Hava Hanım, ‘Biraz da haylazdı. Bahçede Koştururdu. Çok zeki bir çocuktu. Ben hep çalıştım. Çalış diyen olmasa da çalıştım. Bir tütün bahçesi yaptım. Üretmekten mutlu olan biriydim. Hasan’dan hiçbir zaman para almadım. Sekiz kardeşiz, iki ağabeyim var, ben üçüncüyüm, benim dışımda herkes okudu ailede. Okul okumadığım için Ekrem’e derslerinde yardımcı olamadım. Okuma yazmayı sonradan, 80’lerde kursa giderek öğrendim. Okumadığım için her zaman üzüldüm, okusaydım doktor bile olabilirdim.’

 

 

Küçük yaşına rağmen Ekrem’in en belirgin özelliği okulda tanımlanmıştı: Sorumluluk! Okulda bir gezi düzenlenecek olsa Ekrem organize etmek, sorumluluk almak istiyordu. Belki gayesi ‘önde olmak’ değildi ancak, daha ilkokuldayken hissetmeye başladığı bu duygu, çocuk yaşlarda farkına varmasa da, ileriki yaşlarda belirginleşecek olan bir liderliğin en önemli unsurlarından biriydi.”

 

 

1

* Lise yıllarında aile işinde çalışırken

 

“BİRLİKTE KUR’AN KURSUNA GİDERDİK”

 

“Çocukluk arkadaşı Sadettin Çoban o yılların en iyi tanığı: ‘Çocukluk dönemimizde her günümüz beraber geçti. Birlikte Kur’an kurusuna giderdik. Beraber futbol oynadık. Futbol oynadığımız zamanlar kaleciydi. Arkadaş canlısıydı, herkesle kısa sürede arkadaş olurdu. Açık sözlüydü, insanlarla kolay ileitşim kurardı, özgüveni yüksekti. Bunda ailesinin ona verdiği özgürlüğün de payı vardı. Birileri aç dururken onun zoruna giderdi. Çocukken bile herkese yardım ederdi.’”

2

* İmamoğlu yazları gittiği Kur’an kursunda

 

“HER ŞEYİMİZİ O ÇOCUKLARLA PAYLAŞIRDIK”

 

“Yardımseverliği, ilkokulda sınıfının neredeyse yarısının Çocuk Esirgeme Kurumu’nda kalan çocuklardan oluşması nedeniyle ‘erken yaşta’ öğrendi. O çocuklar hem kişiliğini hem de psikolojisini derinden etkiledi. Çocukluk arkadaşı ve dayısının oğlu Volkan İnan için ilkokul günleri bugünkü kadar taze: ‘Çocuk Esirgeme Kurumu okulumuzun hemen karşısındaydı. Aslında çocukların çoğunun anne babası vardı ama yoksullardı, köylerde yaşıyorlardı, çocuklarına bakamıyorlardı. Biz her şeyimizi o çocuklarla paylaşırdık, çikolata alsak onlara da alırdık, beraber oynardık, başka bir dünyanın çocukları olduğunu hiç düşünmezdik. Ekrem onlarla bağını hiçbir zaman koparmadı ve hâlâ da görüşüyor.’”

 

“ÇOCUKLARIN MAHCUBİYETİNİ GÖRÜNCE ÇOK ETKİLENMİŞ VE ÜZÜLMÜŞTÜM”

 

 

“İlkokul ikinci sınıfta yaşadığı bir olay ise küçük Ekrem’in hafızasından hiç çıkmadı. Küçük Ekrem, sınıf öğretmeni Songül Aytekin’e büyük bir sevgiyle bağlıydı. Öğretmenler gününde Ekrem, hediye olarak Songül öğretmenine bir şişe kolonya getirmişti. Ancak sınıfta öğretmenine hediye alan başka çocuk yoktu. O gün yaşadığı üzüntüyü hiçbir zaman unutmadı. ‘Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan gelen çocukların mahcubiyetini görünce çok etkilenmiş ve üzülmüştüm. Bir daha öğretmenime hediye almadım’ dedi yıllar sonra verdiği röportajlardan birinde.”

 

 

“İNSANLARI MOTİVE ETMEYİ İYİ BAŞARIYORDU”

 

 

“İlkokula doğduğu kentte başlayıp devam eden İmamoğlu, yazları Kur’an kursuna gidiyordu. Daha ilkokul birinci sınıftayken Kur’an okumayı öğrenmişti. 8 yaşına geldiğinde kız kardeşi Neslihan dünyaya geldi. Yardımsever Ekrem, desteğini ondan da esirgemeyecek, onunla ilgilenecek ve derslerinde yardım edecekti. Neslihan İmamoğlu Yakupçelebioğlu ağabeyi Ekrem’i şu sözlerle anlatıyor: ‘Ben çok küçüktüm, ağabeyim bana hep güven veriyordu. İlkokul öğretmenimiz ya çok iyi değildi, ya da ben onun anlattıklarını anlayamıyordum. Ekrem ağabeyim bana ders çalıştırırdı. Hep tezcanlıydı bana ders anlatırken. Çok sabırlı olduğunu söyleyemem. İlerleyen yıllarda aileyi toplayıp bir araya getiren de o oldu. Kendini hep sorumlu hissediyordu. Kendinden küçükleri, gençleri, benim akranlarımı hep destekledi. Pek çoğumuzun üniversite tercihlerinde yardımcı oldu. İnsanları motive etmeyi iyi başarıyordu. Her zaman bir hedef belirler ve hep o hedefe yönelik çalışırdı. Sanırım bu, başarısının arkasında yatan sırlardan biri. İki buçuk yıl birlikte çalıştık. Hızlı, kararlı, planlı, düzenlidir. Çok etkileyicidir, insanları harekete geçirmeyi sever. Daima hedefi vardır ve etrafındakilerle birlikte o hedefe ulaşmak için çok çalışır.’”

 

 

“KAFASINDA KOSKOCA KENTLER YARATMIŞTI”

 

 

“Lise 1’inci sınıfta okul gazetesini çıkaran ekipte yer aldı. İlk röportajlarını Trabzon Belediye Başkanı Orhan Karakullukçu ile yaptılar. Randevuyu babası almıştı. Belediyecilik konusunda ilk dersi Karakullukçu’dan aldı. İmar, imar yapılanması, parklar, bahçeler, alçak katlı binalar… Başkanı dinlerken kendinden geçtiğini hatırlıyor. Başkanın sözleri kafasında koskoca kentler yaratmıştı. Özellikle de çocukların çok mutlu yaşadığı kentler…

 

 

“EKREM’İN EN BÜYÜK HAYALLERİNDEN BİRİ DE FUTBOLCU, DAHA DOĞRUSU KALECİ OLMAKTI”

 

 

Trabzon Lisesi, yalnızca Trabzon’un değil, Karadeniz’in gözbebeği olan bir okuldu. Bunun en önemli nedeni, okulun adeta bir futbolcu fabrikası olmasıydı. Şenol Güneş, Kadir Özcan gibi başarılı Trabzonlu futbolcuların yolu lisenin takımından geçmişti. Ekrem’in en büyük hayallerinden biri de futbolcu, daha doğrusu kaleci olmaktı. Ortaokul son sınıfta kendisine bu hedefi belirlemişti. Trabzon Lisesi’nin takımında oynamak hem bir başarı göstergesi hem de takdir gören bir olaydı! Ekrem, futbol hayatı için Trabzon Lisesi’ni altyapı olarak görüyordu.”

3

* Ekrem İmamoğlu’nun kalecilik kariyerindeki ilk futbol takımı: Trabzon Yıldızspor

 

 

“LİDERLİK VASFI ÇOK BELİRGİNDİ”

“Liseli Ekrem, hedeflediği ve arzuladığı yere vardı: Takımın kalecisi oldu. Ancak bunun bedeli 50 gün okuldan uzak kalmak ve karnede bir zayıfla ödedi. Futbol oynayanları sınıfta bırakacağını söyleyen ve söylediğini de yapan İnkilap Tarihi hocası, Ekrem’i ilk ve son kez bütünlemeye bırakan kişi oldu. Sportif geçmişi olan matematik öğretmeni Ömer Eyuboğlu ise takımın en büyük destekçilerindendi. ‘Disiplinli ve sert’ bir öğretmen olarak tanınan Eyüboğlu, futbol takımı ve özellikle de Ekrem için ‘esnek ve müşfik bir abi’ydi. Futbolcu öğrencileri ve İmamoğlu ile ilişkisini şöyle anlatıyor: ‘Çok disiplinliydi ama futbol takımı benim iç dünyamı çok çabuk keşfetti, bu yüzden onlara katı davranamadım. Ekrem’i o dönemde tanıdım. Liderlik vasfı çok belirgindi. Yönlendirici ve neşe kaynağıydı. Çok ahlaklıydı; öğrencilik hayatında hiçbir yanlışını görmedim. Matematik dersine de girdim. Trabzon Lisesi’nde idareci olarak da çalıştım. Ekrem’in ileride başarılı bir işadamı olacağı, eninde sonunda bir yerlere geleceği o günden belliydi. Son derece aktifti. Her etkinlikte enerjisini hissediyorsunuz.’”

 

4

* Yıl 2000. Kütahya Hava Er Eğitim Tugayı’nda vatani görev. (Sol başta ayakta)

 

 

“HER ORTAMDA ATATÜRK’ÜN DÜŞÜNCELERİNİN, MÜCADELELERİNİN VE POLİTİKALARININ KAVGASINI VERİYORDU”

 

“2000’lerden itibaren siyasi tercihi netleşti. Kararlı bir CHP seçmeni olmuştu. İmamoğlu’nu CHP’ye yaklaştıran Atatürk’e olan büyük hayranlığı ve Atatürk’ün Türkiye için yaptıklarının kendisinde yarattığı etkiydi. Bu sevgi ona ilkokuldan bu yana Atatürk’le ilgili ne bulursa sattın alıp okumasını sağlamıştı. Her ortamda Atatürk’ün düşüncelerinin, mücadelelerinin ve politikalarının kavgasını veriyordu. Demokrat Partili büyük dedesi Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’le birlikte savaşmıştı. Dedesi, bağımsızlık mücadelesinde şahit olduklarını, savaş kazanıldıktan sonra Atatürk ve arkadaşlarının Türkiye’yi nasıl yoktan yeniden var ettiklerini torununa hayranlık, coşku ve tutkuyla anlatırdı. Ekrem İmamoğlu, dedesinin anlattığı birinci elden savaş yıllarını dinlerken çoğu zaman duyguların yoğunluğuna dayanamaz, hüngür hüngür ağları. Atatürk’e karşı yazılan kitaplarla ise lise ve üniversitede tanıştı İmamoğlu. O kitaplar Atatürk’ü ona daha da sevdirirken CHP’ye de yakınlaşmasını ve kararlı bir CHP seçmeni olmasını sağladı.”

 

Yorumlar

Yorumlar