Ben de varım!…

Ben de varım!…
13 Ocak 2014 08:05

Başbakan Erdoğan Malezya’da günah çıkardı.

 

Cemil CAN H&H YORUM

 

Ergenekon ve Balyoz davalarını kastederek “İçlerinde günahsız yatanlar var” dedi… Hükümet derhal harekete geçti. “Ne istediler de vermedik” dediği Cemaatin elinden verdiklerini alacaklardı. Polisin işini bitirmek kolaydı, yer değiştirdiler, kendi adamlarını kilit noktalara getirdiler. Yargıda ise zorlanmaya başladılar. Anayasal düzenleme de gerekebilirdi. Bu işler şakaya gelmez. Bu yüzden HSYK’nın doğrudan hükümete bağlanmasına ilişkin düzenleme Adalet Komisyonu’nda görüşülürken, Tokat Milletvekili havada uçan tekmesini konuşturmak zorunda kaldı… Bu kez hedefinde inançlı ve yürekli bir adam, Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu vardı… Erdoğan ne zaman antidemokratik bir adım atmaya karar verse, tam tersini söyleyerek işe başlardı. Bugüne kadar hep böyle oldu. Ele geçireceği kurumları önce itibarsızlaştırdı, sonra yasal düzenleme yaparak ele geçirdi. Erdoğan’a yakın yeterince eleman olmadığı için HSYK ve Emniyet gibi bazı kurumlar, koalisyon ortağı Cemaate bırakıldı. Haklarını yemeyelim Cemaat de kurumları ele geçirmede son derece başarılıydı. Erdoğan’ın şimdiki hedefi bu kurumlardan Cemaatcileri temizleyip, kendi adamlarını yerleştirmektir. Bunun için yine yasal düzenlemeye gereksinimi vardır. Mecliste Cemaatten doğacak fire, belli ki muhalefet partileri ile doldurulacak… Daha şimdiden saflar belirlenmeye başlandı… Aksi halde, 17 Aralık’ta düğmesine basılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının altında kalacaklar. Bu yüzden, Emniyet ve yargıyı tam olarak kontrol etmeleri şarttır. Yargı itibarsızlaştırılırken, verilecek olan tavizin büyüklüğüne bakamazlar artık. Ergenekon ve Balyoz davaları ile tutsak edilen yurtseverlerin serbest bırakılmasını bile kabul edebilirler…

 

Hükümetin bu açmazını yargının üç ayağından biri olan savunmanın başı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu altın bir fırsata çevirdi. 76 milyon Türk halkı, bu yürekli adama her zaman minnettar kalacaktır. İki dalda profesörlüğü bulunan Feyzioğlu’nun, bu akıllı ve gerçekçi çözümüne, kahramanlığı defalarca kanıtlanmış olan Doğu Perinçek ile eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da destek verdiler… “Yolsuzluk gündemden düşer” diyerek, lafı ağzında geveleyenleri dinleyen olmadı elbette. Ne acıdır ki, bu lafazanların başında; yeni CHP ile yeni MHP’nin genel merkezlerine yakın adamları geliyor!..

 

Neymiş efendim, Feyzioğlu’nun çıkışı CHP Genel Başkanlığına veya Cumhurbaşkanlığına gelmek içinmiş! Bre ahmak herifler! Bu iki makam birbirine bağlı mı ki, bu çıkış, o makamlara gelmenin bir hazırlığı olsun? Bir hamle ile bu iki sonuç elde edilebilir mi? Feyzioğlu’nun çözümüne karşı gelenlerin ilk mantık hatası buradadır. İkincisi ise, ortaya konulan çözümün ne CHP genel başkanlığı ile ne de Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olmamasıdır. Hukuka aykırı olarak yapılan yargılamalar sonucu, müebbet hapse mahkum edilerek mağdur edilen kahramanlara bir kurtuluş yolu öneriliyor. Üstelik, olabilir ve gerçekçi bir çözüm ortaya konulmuştur. Sorunu bağlamından kurtarıp, ilgisiz bir alana taşıyan bu demagoglar, hiç kuşku yok ki, bugüne kadar saf tuttukları yerin yanlış olduğunun farkına yeni vardılar ve şimdi hükümetin işlediği günahlara ortak oldukları ortaya çıkacağından korkuyorlar. Neyse ki, CHP yönetimi başlangıçtaki tutumunu değiştirip, son anda TBB’nin çözüm önerisi doğrultusunda yasa teklifi verdi… Bahçeli’nin bu gerçekçi öneriyi “kanun değişikliği ile avunma” gibi göstererek küçümsemesi, kendi acizliğinin itirafıdır… Belli ki kendilerinin yapması gereken hamleyi, bir meslek kuruluşunun yapmış olmasını hazmedememişlerdir. Kabul etmek gerekir ki, Bahçeli de Türkeş’in koltuğunu dolduramıyor, ülkücülere doğru yolu gösteremiyor!.. O da Kılıçdaroğlu’nun baştan beri tutturduğu “yargıya güveniyoruz, yargı çözer” şeklindeki teslimiyetçi çizgide şaşırarak yolunu kaybetmiştir!..

 

Maskeleri düşen her iki lider, Türk halkına daha fazla vakit kaybettirmeden istifa etmelidir!..

 

Ceza usul hukuku ve ceza hukuku alanında en yetkin akademisyenlerimizden biri olan Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’na, okuduğunu anlamakta zorlanan ya da yanlış anlayan siyasetçi ve gazetecilerin hukuk dersi vermeye kalkışmasının nedenini anlıyorum. Her şeyi bilir gibi konuşma hastalığı ne yazık ki, toplum olarak hücrelerimize kadar işlemiştir. Nedense bir türlü haddimizi bilemeyiz. Hadi diyelim ki, Erdoğan cahil destekçilerine bir “kimlik” verdi ve onlar bu kimlikleri ile her türlü işe maydanoz olabilirler, bize ne oluyor? Gazete okumayan, tahsili olmayan, haberleri bile sürekli bir tek kanaldan izleyen biri, nasıl oluyor da Türkiye’nin en yetkin hukukçusunun önerisine karşı çıkabiliyor? Son 12 yılda herkesin her konunun uzmanı olması anlaşılır gibi değildir!..

 

Hoca ne diyor, okuyun, öğrenin sonra konuşun… (1)

 

***

 

Başbakanın “inlerine gireceğiz” dediği çetelere, Cumhurbaşkanı Gül, “elçi” göndermiştir. Yanlış duymadınız. Cumhurbaşkanı, Erdoğan ile Fetullah Gülen arasındaki kavganın “sulh” ile sonuçlanması için aracılık görevi üstleniyor. Galiba, tarafların bir birine vereceği zarar kadar Abdullah Gül’ün manevra alanı genişleyecek. Bu çerçevede Fetullah Hocanın “devlete” yazdığı mektup ibretliktir. Kendi internet sitesinde yayınlanmış, dileyen oradan okuyabilir… (2)

 

***

 

Hukuka ve gerçeğe aykırı delilleri üreten merkezin başında bulunan Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ü, “Sözlerine itibar etmek gerekir” diyerek, Kılıçdaroğlu sahiplenmiştir!.. Demek ki, bundan böyle, Öz’ün “dürüstlüğüne” adeta kefil olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerine itibar etmeyeceğiz… Kendini bu duruma düşüren biri Atatürk’ün koltuğunda oturabilir mi? CHP’de liderlik sorunu olduğu için her çıkış, genel başkanlık hazırlığı gibi değerlendirilmektedir!.. Saçlarınız yakında önünüze dökülecek, ak mı kara mı göreceksiniz. Genel merkez tutulduğu bu paranoya ile nereye kadar gidebilir ki?..

 

***

 

Başbakana göre, Savcı Zekeriya Öz yalancının biridir… Zekeriya Öz’e göre Başbakan iftiracıdır… Bir an için Başbakanın doğru söylediğini kabul edelim. Bu durumda Ergenekon ve Balyoz davalarının soruşturma aşamasını yürüten kişi yalancının tekiydi ve Cumhuriyetin Savcısı olacak niteliklere de sahip değildi… Dolayısıyla onun yönetiminde hazırlanan soruşturma dosyasına, savunmanın söylediği gibi sahte deliller katılmış olması göz ardı edilemez… Başbakanın bu açıklaması bile, başlı başına davanın yeniden görülme sebebidir!..

 

***

 

5 Temmuz 2012’de kaldırılan Özel Görevli Mahkemelerin kaldırılma sebebi; çağdaş hukuku uygun ve adaletli yargılama yapamadıkları değil miydi? Böyle oldukları hükümetce de kabul edilen bu mahkemelerin, ellerindeki davaları sonuçlandırmaları istemek akla uygun mudur? Sanıkların aradığı adaleti dağıtmadan, davalar sonuçlanırsa, verilecek olan mahkumiyet kararlarının inandırıcılığı olabilir mi? Nitekim, gelinen nokta burasıdır ve Özel Görevli Mahkemelerin kaldırılıp, doğal yargıç ilkesine de uygun olarak genel mahkemelerde yargılamaları şarttır!.. O bakımdan Feyzioğlu’nun çözümü tartışmasız desteklenmelidir…

 

***

 

Gerçek hukukçuların yıllardır işaret ettiği bu yakıcı tespitleri, bugün HSYK da kabul etmiş bulunmaktadır. HSYK’nın en tepesi: “Herkes yargı kendi elinde olsun istiyor… Yargının bütün ellerin üstünde olması lazım. Ama Maalesef Türkiye bu dengeyi tutturamadı” diyerek bu gerçeği itiraf ediyor. Demek ki neymiş? Bugün yargı bütün ellerin üzerinde değilmiş!.. Binicisine göre kişneyen at gibi, üzerine binenin düdüğünü çalıyor!.. HSYK’nın bu itirafına göre de Ergenekon ve Balyoz davalarını yeniden görmek gerekiyor!.. Kanıtsa işte size kanıt. Aslında en kuvvetli kanıt bu itiraflardır…

 

***

 

Bu yalın gerçekler karşısında, kendini gazeteci veya “uzman” sanan, sahibinin sesi kiralık kalemler ile saray soytarılarının başlattığı karşı kampanyanın hiçbir gerçekliği yoktur… Başbakanlık Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, yargı içerisinde örgütlü Cemaatçi yapı için “Medya maniplasyonları ile yargısız infazı ve itibarsızlaştırma operasyonlarını bunlar yapıyor” diyerek, çok daha ciddi bir itirafta bulunmaktadır… Başbakanlığın Başdanışmanı bu yargılamalarda “yargısız infaz” ve “itibarsızlaştırma” yapıldığını kabul etmektedir. Bu kabul dahi Feyzioğlu’nun çözüm önerisi doğrultusunda, yargılamanın yeniden yapılması için yeterlidir!..

 

Güneşli güzel günleri görmemiz pek yakındır…

 

Silivri zindanından yakılan mum, karanlığı bıçak gibi yarmaya başlamıştır. Oradaki kahraman tutsaklara, her geçen gün yeni mumlar yakarak yurtseverler katılacaktır. “Ben varım” diyerek yola çıkan Feyzioğlu’nun peşine “ben de varım” diyerek takılıyorum…

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOT:

(1) http://www.odatv.com/n.php?n=var-misiniz-ben-varim-0501141200

(2) http://www.herkul.org/yazarlar/hocaefendinin-sukutu-ve-o-mektubu/

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..