Batı cephesinde değişen yeni bir şey yok!

Batı cephesinde değişen yeni bir şey yok!
23 Mayıs 2017 11:19

Yazının başlığı uzun yıllar önce sinemada izlediğim 2.Dünya Savaşına ait bir filmde müttefik orduları komutanına ait bir ifadenin birebir aynısıdır ve değişmeyen siyasal-sosyal olaylarda mevcut durumu ifade etmek için kişisel olarak siyasal literatürümde sıkça kullanırım.

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

 

Bugünkü Türkiye’nin çok acıklı durumuna baktığımız zaman ”Batı cephesinde yeni bir şey yok” dememek olası değil.

 

 

RTE davul zurnayı çalarak hem kendi güruhunu hem muhalif siyasetçileri hem de tüm milleti istediği gibi oynatıyor.

 

 

RTE’den medet umarak onun etrafında dolaşan zavallı yalaka yağdanlıklar çirkefliklerine her gün yeni bir şeyler ekleyerek çok daha hoyrat hale gelmekte ve erdemli kitlelerin, aydınların midelerini kusturacak derecede bulandırmaktadırlar.

 

 

RTE ile mücadele ettiğini ve onu devireceğini sanan zavallı muhalif siyasetçiler ile onların liderleri çok küçük adamlar oldukları ve hak etmedikleri yerde bulundukları için debelenip durmaktadırlar.

 

 

Bu zavallıların RTE ile mücadeleleri sadece onu güçlendirmektedir.

 

 

Batı’nın en zeki düşünürlerinden Frederich Nıetzsche ”Beni yıkamayan her şey beni güçlendirir’’ diyerek bugünkü perişan halimizi çok açık olarak ifade etmektedir.

 

 

Evet, bugün geldiğimiz nokta itibariyle her şey ve bilhassa kendisi ile mücadele edenler RTE’yi güçlendirmektedir.

 

 

Karşıt seçmenler güçlendiriyor.

 

 

Aydınlar güçlendiriyor.

 

 

Muhalif gazeteciler güçlendiriyor.

 

 

Muhalif köşe yazarları güçlendiriyor.

 

 

Muhalif siyasetçiler ve liderleri güçlendiriyor.

 

 

Dış dünya güçlendiriyor.

 

 

Vs, vs, vs…

 

 

Demek ki RTE ile mücadelede eksik olan bir şeyler var.

 

 

Bunların en başında geleni Türkiye siyasetindeki kadronun tümünün toptan değiştirilmesi gerekir.

 

 

Bir diğeri sorun odaklı mücadele değil, çözüm odaklı bir mücadelenin toptan verilmesi gerekir.

 

 

Sorun odaklı mücadeleyi sadece zavallı muhalif siyasetçiler değil, gazeteciler, köşe yazarları, aydınlar ve mürekkep yalamış herkes yapmaktadır.

 

 

Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki, siyasal iktidarla sorun odaklı mücadele sadece onu güçlendirmekten başka bir işe yaramaz.

 

 

Efendim, AKP’ye yeniden genel başkan seçilen RTE’nin kadrosu siyasal yetkinlikten uzakmış, eski yol arkadaşları onu bırakmış, dolayısıyla bundan sonra daha fazla güçlenemezmiş vs laf-ı güzaf tümceler bir mücadele değil, sadece rakibi güçlendirme ve noksanlıklarını gösterme operasyonlarıdır.

 

 

Güçlü bir aydın, güçlü bir siyasal parti lideri RTE’nin icraatlarına göre ne söz söyler, ne de mücadele eder.

 

 

Siyaset savunma sanatı değil, taarruz sanatıdır.

 

 

Cephede savaş nasıl ki savunma ile değil, taarruz ile kazanılırsa; siyasette de demokratik taarruzla kazanılır.

 

 

Adam gelip, hırsızlık oyları ile kazanılan bir referandum sonucu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin rejimini değiştirip, partisinin başına geçerek yine herkesin cumhurbaşkanı rolünü oynamasına rağmen bizimkilerde tıs ses yok, yeni oluşan yönetimi ile AKP’nin iç dengeleri ile uğraşıyorlar.

 

 

Bir Tanrı’nın kulu da kalkıp ‘’Bir partinin genel başkanı olan kimse benim cumhurbaşkanım olamaz’’ demiyor.

 

 

Acizlikten mi, bilgisizlikten mi yoksa korkaklıktan mı bu çok etkili siyasal düşünceyi kamuoyuna söyleyemiyor.

 

 

Halbuki böyle muhalif etkili söylem dalga dalga kitlelere yayılır.

 

 

Bizim saftirik siyasetçiler, liderler, gazeteciler, köşe yazarları siyasal geyik muhabbeti yaparak RTE’nin gücüne güç katmaktadırlar.

 

 

Bir defa aydınlar, gazeteciler, köşe yazarları vs. iktidara muhalif siyasetçileri uyarıcı , çare üretici önerilerde bulunurlar.

 

 

Hak aramak için neden kimse demokratik-hukuksal sokak gösterilerine siyasetçileri teşvik etmez?

 

 

Siyasal liderler neden demokratik-siyasal sokak gösterilerinden yararlanmaz?

 

 

Dikta rejimlerinin gelip oturduğu, parlamentoların işlevselliğini yitirdiği ve mevcut diktatörün tutsağı olduğu ülkelerde çare demokratik-hukuksal sokak gösterileridir.

 

 

Şimdi başka bir gerçeğe işaret etmek istiyorum.

 

 

Sosyolojinin bir yasasıdır ki, her şeyin bir süreç sonunda yorgunluk dönemi vardır.

 

 

Tıpkı makinelerde bulunan ve bir süreç sonunda oluşan ‘’metal yorgunluğu’’ gibi.

 

 

Toplumlarında bir yorgunluğu vardır.

 

 

Bir siyasal partinin ölümüne peşinden giden seçmen kitlesinin de bir yorgunluğu vardır.

 

 

Ve, siyasal partilerin, bilhassa siyasal iktidarların da yorgunluğu vardır.

 

 

Geldiğimiz bu zaman dilimi itibariyle on beş yıldır iktidarı elinde tutan AKP artık çok ağır bir yorgunluk dönemine girmiştir ki, derin bir uykuya bir daha dönmemek üzere dalma safhasındadır.

 

 

Partili cumhurbaşkanlığı yaftası ile AKP’nin başına RTE’nin geçmesi ile bu uykuya dalışın ‘’rem’’ dönemine giriş çok hızlanacaktır.

 

 

Bu nedenle RTE’ye muhalif her siyasal lider ve aydınlar AKP’nin iç dengeleri ile uğraşmayarak onları kendi problemleri ile baş başa bırakmalıdır.

 

 

Çünkü yorgunluk sürecinden itibaren kendilerini bugüne kadar destekleyen seçmen kitlesinde nefret partilerine ve liderlerine karşı nefret duyguları gelişecektir.

 

 

Tıpkı aşkla, sevgiyle ve ‘’iyi günde, kötü günde; sağlıklı günde, hastalıklı günde bir ve beraber olma’’ vaadiyle evlenen çiftlerden birinin, kötü ve hastalıklı günde uyduruk bir bahane ile eşini bırakması gibi bu kitlelerde partilerini kötü günlerinde bırakıp gideceklerdir.

 

 

Çıkara dayalı hiçbir şey baki değildir.

 

 

Siyasal iktidarlar hep yukarıda anlattığım sosyolojik yorgunluklar nedeniyle yıkılıp gitmişlerdir.

 

 

AKP’nin yıkılışı da aynı sosyolojik yasaya tabidir.

 

 

Yapılması gereken siyasal icraatlar çok yalındır.

 

 

Birincisi sorun odaklı olarak AKP ve onun lideri RTE ile mücadele etmemek, kendi hallerine bırakmak.

 

 

İkincisi çözüm odaklı çalışarak kitleleri uyandırmak ve aydınlık tarafına çekmek.

 

 

MHP işgal altında olduğu için onu bir tarafa bırakıyorum.

 

 

Ama CHP için söyleyecek laflarım var.

 

 

CHP Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran partidir.

 

 

CHP Büyük Atatürk’ün partisidir.

 

 

CHP işlevsel olsaydı RTE Cumhuriyet rejiminin genleri ile oynama cesaretini bulamazdı.

 

 

CHP’nin de işlevsel olması için başında Kılıçdaroğlu gibi çapsız, bilgisiz, korkak ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sindirememiş bir adam değil, siyasal rakiplerine açıktan ve fütursuzca meydan okuyan, sapına kadar Atatürkçü bir liderin gelmesi gerekir.

 

 

Unutulmasın ki, liderin en önemli vasıflarından biri de devletinin, milletinin düşmanlarına ve içteki sahte kahraman rolündeki hainlere karşı meydan okumasıdır.

 

 

Bütün CHP’lilere sesleniyorum, üyelerinden örgüt mensuplarına, milletvekillerine ve kurmay heyetine çağrıda bulunuyorum:Gelin şu tepenize tepenize tesadüfen oturmuş çapsız adamı değiştirerek, Türkiye ve Türk milletinin makus talihini yenin, aksi RTE Türkiye’yi daha da yaşanmaz bir hale hızla götürmektedir.

 

 

Bugün Türkiye Araplar tarafından işgal edilmiştir.

 

 

Yurttaşlar OHAL ile tam bir tutsak halindedir.

 

 

Partili cumhurbaşkanlığı dönemi en büyük kazıktır.

 

 

Adamlar bunu anlatırken ‘’Atatürk de partili cumhurbaşkanıydı’’ diyorlar zekamızla alay edercesine.

 

 

Bir defa Atatürk yepyeni bir devlet kurdu ve bu devletin kurumlarını çok kıymet verdiği eseri olan CHP ile kurdu.

 

 

İkincisi Atatürk CHP’nin başındayken başka bir siyasal parti bulunmuyordu, seçmen milletvekillerini seçiyordu.

 

 

Üçüncüsü Atatürk partili cumhurbaşkanıydı ama başbakanlık bulunuyordu ve icraat tamamen başbakanın yetkisindeydi.

 

 

Adamlar ayakta yutturmaya çalışıyorlar bize.

 

 

Bir de son olarak şunu eklemek istiyorum, çok açık olarak bilinen hırsızlık oyları ile yapılan referandumda cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin-gayri meşru olarak telakki ettiğim için bu sahte sistemin baş harflerini küçük harf olarak yazdım-getirilmesini hiçbir zaman içselleştirmedik ve en kısa zamanda demokratik-yasal yollardan eskimez sisteme döndüreceğiz, sorumlular da yargı önünde hesap vereceklerdir.

 

 

Türkiye’de siyasal mekanizma ve siyasal oyuncular-bilhassa CHP ve Kılıçdaroğlu- köklü olarak değişmedikçe yazının başlığına koyduğumuz ‘’Batı cephesinde değişen yeni bir şey yok’’ demeye devam edeceğiz.

 

 

CUMHURBAŞKANI’NA HAKARET YASASI KALKMALIDIR

 

 

 

RTE yeniden AKP’nin başına geçti ama cumhurbaşkanına hakaret yasası kazık gibi ortada durmaktadır.

 

 

Şimdi nasıl olacak biliyor musunuz?

 

 

RTE, AKP genel başkanı olarak en ağır şekilde ve de anayasal sorumsuzluk zırhına bürünerek siyasal rakiplerine taarruz edecek ama buna mukabil aynı tonda yanıtlar veren siyasal muhalif veya gazeteciler cumhurbaşkanına hakaretten yargılanacaklar.

 

 

Sizce böyle bir durum diktatörlüğün daniskası değil mi?

 

 

Peki, şimdi ne olacak?

 

 

TBMM’deki muhalefet buna bir çare üretmelidir.

 

 

Kılıçdaroğlu bu kılçığı da mı yutacak?

 

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Ali Babacan ve ekibi Türkiye için yeni bir felaket kapısı olur
Atatürk’ün anılmadığı camilerde Cuma namazı kılmanın hükmü yoktur
Türkiye’yi Ortadoğu’nun insan çöplüğü yaptı, şimdi yüzü kızarmadan parti kuracakmış