Barış ütopyamız

Barış ütopyamız
24 Temmuz 2015 15:43

Bir yerde silah varsa, kan ve gözyaşı kaçınılmaz olur. Ölüm kusar namlular. Annelerin dilleri tutulur, toprak kanla sulanırken kurur. Kuruyan sadece toprak değildir, insan ruhu da çoraklaşır, düşünce üretemez olur akıl.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Şiddet, bugün ülkemizde kanayan toplumsal bir yaraya dönüşmüştür. Günlük yaşamımızda, karşılıklı sevgi, saygı ve empatiyle çözülebilecek basit sorunların çözümü için bile, kolaylıkla şiddete başvuran bir toplum olduk. Özellikle öfke kontrolü konusunda, toplumsal bir seferberliğe ihtiyacımız var. Ailede, okulda, işyerinde, askerde, kısacası toplumun her katmanında bu eğitim yeterince verilemediği için, psikolojik, ekonomik veya fiziksel, türü ne olursa olsun şiddet, insanın maddi ve manevi dünyasında yaralayıcı ve onur kırıcı bir etki bırakmaktadır.

 

 

Geçtiğimiz günlerde, çoğu üniversite öğrencisi 300 gencimiz, İŞİD’in yerle bir ettiği Kobani’nin yeniden inşası için ilaçlarını, kitaplarını, oyuncaklarını ve sevgilerini Kobani’ye götürmek üzere sınırdaki Suruç ilçemizde basın açıklaması yapmak üzere toplanmışlardı. Kişi başına neredeyse 2 güvenlik görevlisinin düştüğü Suruç’da, ne hikmetse basın açıklaması sırasında tek bir güvenlik görevlisi bulunmuyordu. Barbar, çağdışı ve gözü dönmüş İŞİD tarafından savunmasız bu gençlerin toplantısı bombalanmış, 32 pırıl pırıl gencimiz yaşamını yitirmiş, 40’ı ağır olmak üzere 100’den fazlası yaralanmıştır.

 

 

Suruç’da yaşanan vahşet sırasında kolunu kıpırdatmayan güvenlik güçlerinin, yardıma gelen halkın üzerine TOMA’larla, biber gazlarıyla karşılık vermesi ve yardımı engellemesi de ayrıca üzerinde durulması ve soruşturulması gereken vahim bir durumdur.

 

 

Devletin en önemli görevi ve varlık nedeni, yurttaşlarının en temel hakkı olan yaşam hakkını korumaktır. Oysa bugün başta ulusal ve uluslararası insan hakları örgütleri olmak üzere, insanlığın huzur ve esenliği için çaba harcayan tüm kurum ve kuruluşların belgelendirdiği gibi; Suriye’deki iç savaşın yol açtığı kargaşa ve kaostan beslenen İŞİD gibi çağdışı bir terör örgütüne en büyük lojistik destek Türkiye’nin kevgire dönen, denetimsiz sınırlarından sağlanmaktadır.

 

 

Uluslararası toplumun baskıları sonucu Türkiye son zamanlarda gecikmiş olarak bu terör örgütüne karşı önlem almaya başlamışsa da “atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiştir”. Bu vesile ile, Hükümetin hukuksal hiçbir gerçekliği ve karşılığı olmayan Ortadoğu politikası çökmüştür. Bu yanlış politikaların sorumluları da hiçbir şey olmamış gibi hamasetlerini sürdürmektedirler. Batı toplumlarında yaşadığımız sorunların çok daha azı yaşansa, sorumlular ve hükümet çoktan istifa etmişti…

 

 

Suruç katliamı, küresel bir terör örgütü olan İŞİD’e sınırları açmanın, Türkiye’den katılımlara engel olamamanın bir sonucudur. Bu katliam ve yaşananlar, Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına çekilmesinin bahanesi olmamalıdır. İhmali ve sorumluluğu olanlar ortaya çıkarılmalı ve yargılanmalıdır.

 

 

Terör, kimden gelirse gelsin, insanlığa karşı bir suçtur. Toplumsal sorunların çözümünde şiddetin bir yönetim tekniği ve bir siyasal mücadele yöntemi olarak kullanılmasını reddediyoruz. Bu kapsamda İŞİD terörünü de, güvenlik güçlerine yönelik terörü de lanetliyoruz.

 

 

Yaptıkları vahşeti “Din” adına yaptıklarını iddia eden İŞİD barbarlığına ve katılımlara karşı, Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın söyleyeceği hiçbir şey yok mu? Yüzlerce milyonluk bütçesi ve milyonluk arabaları dışında, ilgilendiği bir şeylerin olması gerekmiyor mu?

 

 

Ankara’da hükümet boşluğu giderilir, günün birinde demokratik bir hükümet kurulursa, bu yaşananlardan ders çıkarması, Ortadoğu ülkelerine yönelik politikaların gözden geçirilmesi sağlanırsa, kişisel hırslar ve hesaplar bir yana atılırsa, belki normalleşme sağlanabilir. Ancak bu konuda da iyimser olmamızı gerektirecek koşullar henüz ufukta görünmüyor…

 

 

Demokratik hukuk devletinin tesis edildiği, temel hak ve özgürlüklerin genişletildiği, savaş ve şiddet politikalarının terk edildiği, barışın ve adaletin sağlandığı bir yaşam ve toplum talebi çok mu ütopiktir ?

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları