Arap çükü yalayan Rabiacılara ithaf olunur: Arapların Türklere yaptığı ihanet numuneleri!

Arap çükü yalayan Rabiacılara ithaf olunur: Arapların Türklere yaptığı ihanet numuneleri!
30 Haziran 2017 08:33

Tüm yurttaşlarımızın yakından bildiği gibi AKP iktidarında, türklerin atalarının kanlarıyla alınmış Anadolu’nun çok önemli zenginlikleri Araplara peşkeş çekilmiş ve bilhassa Suriye’deki iç savaş bahane edilerek milyonlarca Arap, daha açık bir ifadeyle Ortadoğu’da ne kadar pislik varsa yurdumuza sokularak işgal ettirilmiş ve bin yıllık Müslümanlık tarihimizde olduğu gibi sırtımıza bindirilmiştir.

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

 

Türklerin tamamen Müslüman olduktan sonra Araplar ile olan eski ilişkilerini ve Arapların her daim Türklere yaptıkları ihanetleri bir kenara bırakıp, Yavuz Sultan Selim’in 1516’da Ridaniye Seferi ile Mısır ve tüm Arap dünyasını fethedip topraklarına katması ile birlikte ulusumuzun makus talihi başlamıştır.

 

 

Türkler tüm Arap topraklarına Hz.Muhammet hatırı için kutsal topraklar olarak bakmış ve Anadolu’nun tüm mal varlıklarını dört yüz sene buralara akıttığı gibi, yüzyıllarca ulusumuzun çocuklarının kanlarını deryalar misali Araplar ve onların toprakları için akıtmıştır.

 

 

Türkler Arap şehirlerini o kadar kusuyorlardı ki, şehirlerini bile çıplak olarak söylemiyorlar, yücelterek adlandırıyorlardı.

 

 

Örneğin Mekke değil, Mekke-i Mükerreme (Keremli Mekke); Medine değil, Medine-i Münevvere (Münevver yani Aydın Medine); Şam değil, Şam-ı Şerif(Şerefli Şam) diyorlardı.

 

 

Bir başka husus Türkler kadar hiçbir millet Araplara sevgi ve saygı duymuyorlardı, örneğin İranlılar Arapları günahları kadar sevmez, bırakın saygı duymayı en şiddetli düşmanlarıdırlar.

 

 

Hatta Arap kabileleri bile birbirlerini sevmezler, aralarında sürekli olarak kendilerinin ‘’gazve’’ dedikleri küçük savaşlar olduğu gibi büyük çapta savaşlarda olurdu.

 

 

Ayrıca Arapların topraklarında yeşeren İslam dinine, yine onlardan daha çok Türkler saygılı olmuş, tabir caizse Araplar kendi çağdışı geleneklerini de yoğunluklu olarak katıp din üretmiş ama ürettikleri bu dinin koşullarını Türkler yerine getirmiştir.

 

 

Tüm bunlara rağmen tarihsel süreç içinde fırsat buldukça Türkleri biyolojik ve sosyal genetik yapılarına uygun olarak nankörlük ve hilekarlık yaparak sırtlarından hançerlemişlerdir.

 

 

Bunun dinsel boyutunu Kuran ve hadislerde geçen ‘’Yecüc Mecüc’’ kavramıyla yaklaşık bir ay önce peşpeşe yazdığım iki makalemde detaylı olarak yazmıştım.

 

 

AKP hükümetinin ve başta onun doğal liderinin Anadolu’yu Araplaştırma politikasını derinden uyguladıklarını, bu yolda sadece beş milyon Ortadoğulu Arap çomarını yurdumuza sokmadıklarını, aynı zamanda tarih süreci içinde bilhassa Emeviler vasıtasıyla Arap gelenek, düşünce ve hurafelerinin, dogmalarının karıştırıldığı İslam dini ile emellerine ulaşma noktasında imam-hatip okulları sayısını artırdıklarını yakından biliyoruz.

 

 

Bu hazin uygulamalar yetmezmiş gibi, bir de Arap sembolleri Türklerin beyinlerine ve kalplerine pervasızca ve onursuzca nakşedilmek istenmektedir.

 

 

‘’Rabia’’ dedikleri iğrenç sembol bunlardan biridir.

 

 

Geçenlerde AKP’li Düzce Belediyesi’nin şehrin en büyük parkına diktiği ‘’Rabia’’ sembolü, aynı zamanda bana göre birazdan aşağıda anlatacağım bazı Arap ihanetlerinden sonra Arap çükü yalayıcılığının da sembolüdür.

 

 

Ayrıca, yine AKP’li Malatya Belediyesi’nin de bir parka ‘’Rabia’’ sembolünü dikerek, hükümetin Araplaştırma politikasında Arap çükü yalayıcılığına önayak olmuştur.

 

 

Şunu açıkça belirteyim ki, Türk’ün sembolü ‘’Bozkurt’’tur ve Büyük Atatürk döneminde çeşitli vesilelerle kurumlarda kullanılmıştır.

 

 

Şimdi bakın Arap çükü yalayıcılığının ne anlama geldiğini anlatacağım.

 

 

Yavuz’un Arap coğrafyasını fethettikten sonra dört yüz sene Türklerin Araplara bilinçsizce olan zaafından yararlanarak onlar gönenç (refah) ve emniyet içinde yaşamış, sadece elleri bilmem neresinde cinsellikle uğraşmışlardır, tabir yerindeyse!

 

 

 

Tüm bunlara karşın nankör, hilekar ve sırttan hançerleyici Araplar 1.Dünya Savaşı’nda fırsatını bulur bulmaz genetiklerine uygun olarak İngilizler ile işbirliği yaparak Türkleri sırtından vurmaya başlamışlardır.

 

 

Ürdün Kralı Abdullah’ın 6 Mart 2013’de Anıt Kabir’i ziyaretinde ağlayarak, bu ihanetin planlayıcısı büyük dedesi Mekke Şerifi Hüseyin’in ölmeden önce ‘’Başımıza gelenler Osmanlı’ya ihanetimizin ilahi cezasıdır’’ sözlerini anımsaması gerçekten vicdani bir ifadedir.Kral Abdullah’ın annesinin Arap değil, İngiliz olduğunu anımsatmak isterim.

 

 

Tarihe ‘’Arap İhtilali’’ olarak geçen Hicaz ayaklanması 1916 Mayıs’ında başladı.

 

 

Ayaklanmaya Mekke Şerifi Hüseyin ile oğulları öncülük ediyordu.Şerif Hüseyin Peygamber’in Hz.Ali ile evlendirilen kızı Fatma soyundan geldiği varsayılan Haşimi ailesindendi.1908’den beri aynı görevde bulunuyordu.

 

 

Şerif Hüseyin sürekli olarak İngiltere hükümeti ile Türkleri arkadan nasıl vuracağının planlarını yapıyordu.İngiltere Şerif Hüseyin’e ‘’Eğer Osmanlılara karşı bir harekete girişirse, Şerif ünvanını taşıyabileceği, kendisini halife ilan ettiği taktirde destekleneceği, bağımsızlığa kavuşma yönünde desteklenecekleri’’ mesajını veriyordu.

 

 

Hain ve hilekar Arap Şerif Hüseyin bir taraftan da Arap coğrafyasının kumandanı olan Cemal Paşa’dan sürekli çil çil altınlar alıyordu.Altınlar sadece Şerif Hüseyin’e değil, tüm Arap şeyhlerine Osmanlı’ya ihanet etmemeleri karşılığında veriliyordu.

 

 

Tüm bunlara rağmen Araplar dört yüz sene bir köle gibi hizmetlerini gören, emniyetlerini sağlayan Türklere ihanet etmekten geri durmuyorlardı. Bu nedenle 4.Ordu Komutanı, Kilikya ve Arabistan Genel Valisi Cemal Paşa Beyrut ve Şam’da kurduğu savaş divanı ile kırk Arap ileri gelenlerini idam ettirmiştir.

 

 

Ayaklanmanın başlayacağı Medine Muhafızı ve Kumandanı Basri Paşa’dan öğrenildi.

 

 

O zamanki askeri heyet Mekke ve Medine’yi kurtarmak, Suriye-Medine demiryolunu korumak amacıyla bir ‘’Hicaz Seferi Kuvveti’’ hazırlanması sorununu görüştü.

 

 

O zaman kolağası(kıdemli yüzbaşı) olan Mustafa Kemal, ‘’değil Hicaz’a asker sevketmek, hatta oradaki askerleri de geri almak ve kuvvetleri verimsiz yönlere dağıtmamak’’ gerektiğini savunuyordu.-ey Büyük İnsan Arap çükü yalayıcısı düşmanlarının yüzü hiç kızarmıyor-

 

 

Şerif Hüseyin’in oğulları Ali ile Faysal’ın başında bulunduğu birliğin Sultani yolu üzerindeki Avali Kuyusu denilen bölgeyi ve Cehennem Dağı’nı Haziran’ın ilk işgal etmeleriyle ayaklanma başlamış oldu.İsyancı Araplar aynı günlerinde, Medine’ye gelen bir trene Muhit denilen bölgede ateş açtılar

 

 

İsyancıların yayınladıkları ayaklanma bildirisinde, İslam dini Arapların tümünü tahrik amacıyla kullanılmış ve Osmanlı hükümetinin şeriata aykırı icraatlar yapmakla suçlanmış, kavimlerinin tehlikede olduklarından bahisle kendilerini koruyacaklarını bildirmişlerdir.Ayrıca Osmanlı’yı topraklarından kovduktan sonra tam ve mutlak bağımsızlığa kavuşacakları vaadinde bulunmuşlardır.

 

 

Şerif Hüseyin’e bağlı kuvvetler ilk önemli başarıyı Kızıldeniz kıyısındaki Cidde’yi işgal ederek sağladılar.Kızıldeniz İngiltere donanmasının egemenliğindeydi.14 Temmuz!da Mekke’yi ele geçirdiler.23 Eylül’de Hicaz Valisi Galip Paşa’nın 2 bin askerle koruduğu Taif kuşatıldı.Üç ayı aşkın bir direnişten sonra Taif’de düştü.-Nankör, hilekar ve sırttan hançerleyici Arapların kendilerini canlarından çok seven azılı düşmanları oldukları ve ‘’Yecüc Mecüc’’ olarak yaftaladıkları din kardeşleri Türklere karşı Hıristiyan İngilizler ile puştça işbirliği Arap çükü yalayan Rabiacılara ithaf olunur-

 

 

O zaman Türklerin tek bir amacı vardı, o da Peygamber toprağı kutsal bölgeler olarak niteledikleri toprakları İngiliz vs. Hıristiyan işgalinden korumaktı.

 

 

Bu yolda Anadolu’nun has evlatları Türk askerlerinin yapmadıkları fedakarlık kalmadı.

 

 

Bu amaçla marş bestelenmiş, kışla ve okullarda sürekli söylenmiştir:

 

 

‘’Bırakmayız Medine’de yatanı,

Can veririz, kurtarırız vatanı.’’ dizelerinde olduğu gibi.

 

 

Medine’yi savunan ve çok dindar olan Fahrettin Paşa, kuşatılan Medine’yi sonuna kadar savundu.Ama ne yoksunluklar pahasına.Orduda yiyecek kalmıyor, ordu komutanlığının yayınladığı bir emirle Türk askeri çekirge yemeye başlıyor.-Hicazda çekirgenin bol olduğu ve bazı İslam mezheplerinin buna cevaz verdiği, Arapların da bu nedenle yedikleri biliniyor-

 

 

Medine’yi savunmak uğruna Ordu komutanlığının yayınladığı emri okursanız Türk’ün Araplar ve kutsallık uğruna ne büyük belalarla karşıladıkları çok açıktır.

 

 

Ordu komutanlığının çekirge yeme emrinden kısa bir pasaj aktarıyorum:

 

 

‘’Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Yalnız tüyü yok…O da serçe gibi kanatlı ve uçuyor.Bitki ile besleniyor.Yediği şeyleri özenle seçiyor.Hicaz, Asir, Yemen ve Afrika Araplarının başlıca besini çekirgedir…Çekirgeyi doktorlarımıza incelettirdim.Bunlar, inceleme sonucunda çekirgeden övgüyle söz etmekte, sağaltıcı ve besin özelliklerini saymakla bitirememektedirler…Dün karargah sofrasında ‘çekirge tavası’ vardı.Arkadaşlarımla birlikte pek tatlı yedim ve bunu ‘dil konservesi’nden daha iyi buldum.Hele zeytinyağı ve limon suyu ile salatası pek nefis oluyor.Hangi bölgeye çekirge düşerse, tarif ettiğim gibi yararlanılması bana da hediye olarak çekirge gönderilmesini arkadaşlarımdan rica ederim.’’

 

 

Gerçekten de, Seferi Kuvvetler Karargah Müfrezesinde hazırlanan çekirge tavası önce kumandan paşaya(Medine savunma komutanı Fahrettin Paşa) sunulmuştu.

 

 

Arapların ve kutsal olarak niteledikleri yerlerin korunması uğruna Türk askerinin çekirge yemesi için bin türlü ikna yöntemi.-buna rağmen nankör,hilekar ve sırttan hançerleyici Araplar İngilizler ile birleşip Anadolu’nun yavru kuzularını kalleşçe vuruyorlardı, Arap çükü yalayan Rabiacıların yüzleri buna rağmen yine kızarmaz-

 

 

Şerif Hüseyin 2 Kasım 1916’da kendini Arabistan Kralı ilan etti.İngilizler ayaklanmayı desteklemek amacıyla, 24 Kasım 1916’da Kızıldeniz kıyısındaki El-Vecih’te bir üs kurdular.Buradan isyancı hilekar Araplara para ve silah gönderiyorlardı.

 

 

Çarpışmalar sürüp giderken hilekar nankör Araplar Suriye-Medine demiryolunun kesilmesine yönelik sabotaj hareketlerini hızlandırdılar.Lokomotifler, katarlar bombalanıyor; vagonlara baskınlar düzenleniyor, raylar kullanılmayacak duruma getiriliyordu.Türkler, trenle üç günde aşılabilen bu yolu korumak amacıyla, çeşitli noktalara 20 bin Anadolu’nun kınalı kuzusu askerleri serpiştirmişti.Bu kuvvetlerde saldırıya uğruyor, ulaşım hep aksıyordu.

 

 

İngiliz ajanı Lawrance ile sıkı fıkı işbirliği halinde olan nankör ve hilekar Araplar, Hicaz kıyısındaki İngiliz donanmasının ve Lawrence’in yardım ve işbirliği ile, Akabe’yi de ele geçirdiler.

 

 

Nankör ve hilekar sırttan hançerleyici Arapların İngilizler ile birlikte Türk askerini kahpece vurmasından sonra birliklerimizin artık direnme güçleri kalmamıştı, sayıları çok azalmıştı.Yiyecek ve giyecek bulamıyorlardı. Yıldırım Grubu Kumandanı General Liman von Sanders, ‘’Türkiye’de Beş Yıl’’ adlı kitabında ‘’Türk askerleri, İngiliz ölü erlerinin çizme ya da postallarının tabanlarına, taşlık arazide yürürken ses çıkarmasın diye keçe çivilenmiş olduğunu gıpta ile seyrettiler.Kendi tabanlarında ise yırtık çarıklar vardı ve hatta çok defa bu bile yoktu; ayaklarını paçavralar ile sarıp savaşıyorlardı.Subayların çoğu bile düzgün bir ayakkabıdan yoksundu. Ağustos ayında pek çok malarya vakası ile karşılaşılınca mevzilerini 7.Tümen’in dağlık mevzileriyle değiştiren 19.Tümen’in erleri, sahildeki kumluk arazide iyi kötü iş gören ayakkabılarının dağ yollarına dayanamadığını gördüler. Piyade keşif kolları, görevden her defasında kan içinde kalmış ayaklarla dönüyorlardı.Malarya ve dizanteri, bu sıcak yaz mevsiminde pek çok kurban verilmesine neden oldu.Bütün seyyar hastaneler ve nekahethaneler, memleket içlerine kadar ve alabildiğine doluydu.Sıcaklığın 55-60 derece arasında değiştiği Şeria vadisinde ve Ağustos ayında, Türk birliklerinin saat 08.00’den güneş batana kadar hareket etme olanağı yoktu.Yazlık elbisesi olmayan ve ancak kalın yün kumaş giyen(bunlara paçavra demek daha yerindedir) ve dörtte üçünden fazlasının artık iç çamaşırı da kalmayan Türk erlerinin, doğrudan doğruya tenlerine giydikleri bu kalın yün kumaş altında ne zahmetler çekecekleri apaçıktır.İngiliz ve Hintlilerin bir çok sonuçsuz taarruzlarından sonra Türk siperleri önünde kalan ölülerinin elbiselerinin derhal soyulması, asla, özel olarak düzenlenmiş bir zulüm eseri sayılamaz.Bu durum, Türk askeri için elbise, ayakkabı ve çamaşır elde etmek için açık olan biricik yoldu…’’ çok acıklı savaş sahnelerini anlatır.

 

 

Türklerin Araplar ve kutsal bölgeler uğruna çektikleri vahim ıstıraplar binlerce sahne ile ifade edilemeyecek düzeydedir.

 

 

Ortadoğu savaştan sonra da yıllarca çalkantı içinde yaşadı.

 

 

Önce, genleri ve DNA’ları gereği Arap şeyhleri birbirleriyle savaştılar.Ardından Şerif Hüseyin Hicaz, oğlu Faysal Irak kralı oldu.Ortanca oğlu Abdullah-bugünkü Ürdün kralım Abdullah’ın dedesi-ise İngilizler tarafından Ürdün’de bir emirliğe getirildi ki, daha sonra Ürdün kralı olmuştur-

 

 

1.Dünya Arap coğrafyasında kumandan olarak bulunan ebedi önderimiz Mustafa Kemal Araplar ile yaşadığı çok ıstırap verici deneyimlerden sonra anladığı bir hakikati, Türk milletine ‘’Araplar arasındaki meselelere asla karışmayın’’ talimatını vermiş bu makalede dokunma olanağı bulamadığımız Yemen’in Şeyh Yahya önderliğinde, Türk askerinin nankör ve hilekar Araplar tarafından sırtından vurulup kaybedilişinden sonra, yine Şeyh Yahya tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra ‘’Bizi devletinizin topraklarına katın’’ ricasına rağmen Arap biyolojik ve sosyal genetiğini çok iyi bilen Yüce Önderimiz bunu elinin tersiyle itmiştir.-Bugün geldiğimiz yeniden Arap felaketi dolayısıyla büyük dehayı çok iyi anlamamız gerek-

 

 

Bir taraftan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yüksek dehası, diğer taraftan Arapların Türk milletine verdiği sınırsız ıstıraplara rağmen Arap çükü yalayan Rabiacı küçük adamlar!

 

 

Atamız Göktürklerin hakanı Bilge Kağan binlerce yıl öteden sana sesleniyor:

 

 

‘’EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN!’’

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
FETÖ’nün piçleri!
Dersimli Kemal ve Atatürk karşıtı ekibini CHP seçmeni partiden süpürüp atacaktır
Hatt-ı Müdafaa Yoktur, Sath-ı Müdafaa Vardır; O Satıh Bütün Vatandır ve CHP’ye yeni lider