Akıl tutulmasından kurtulalım

Akıl tutulmasından kurtulalım
21 Eylül 2012 12:18

Sabotaj iddialarına karşı, hükümetten tatmin edici bir yanıt beklerken, Başbakan Afyon’daki cephaneliğin patlamasını ”meraklı” bir askerin el bombasının pimini çekmesine bağladı!


Av. Cemil CAN H&H YORUM

Olayda sağ kalan yok nasılsa, kimseye soramayız. O askerin, merakından mı yoksa “kasten” mi pimi çektiğini hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz. Başbakandan  öğrenmiş olduk ki, o patlama bir kaza değilmiş!.. O zaman binbaşıyı neden tutuklamışlar? Yanıt: Burası Türkiye’dir!.. Hükümete yönelebilecek her tepkiye verilecek bir kurbanımız bulunur!.. Bu sefer de şans binbaşıya çıkmış!..


 

Şimdi de yeni bir iddia kafaları karıştırıyor! Askerler gecenin o
vaktinde cephanelikte ne arıyordu? “Sayım” yanıtı pek inandırıcı
bulunmamış. Gündüzler çuvala mı konulmuş da gece sayılıyormuş?
Söylentiye göre,  bombalar Suriye’deki rejim karşıtlarına verilmek
üzere, tasnif ediliyormuş. İşe bakın, patlama da tam bu sırada meydana
gelmiş. Sabotaj iddiası akla daha yakın! İngiliz Times gazetesinin
haberine göre,  Suriye’deki muhaliflere silah taşıyan Libya bandıralı
bir geminin Türkiye’de olduğu,  kargosunun ise, “Müslüman Kardeşler” 
örgütü ile ilişkili olan IHH İnsani Yardım Vakfı tarafından teslim
alındığı savunuldu…  Hatırlayalım: 31  Mayıs 2010 tarihinde İsrail’in
Gazze’ye uyguladığı ambargoyu delmek için 6 gemiyle insani yardım
malzemesi götürmeye kalkışan ve uluslararası sularda İsrail’in Silahlı
Kuvvetleri’nin müdahalesi ile karşılaşan ve sonunda 9 kişinin ölümüyle
sonuçlanan eylemi de organize eden IHH İnsani Yardım Vakfı’ydı…
Yerleşik diplomasi ve deneyimli diplomatlardan yararlanmayı beceremeyen,
ABD’ye endeksli  dış politika izlemeyi marifet belleyen AKP hükümeti,
dış politikamızı da özelleştirerek dinci vakıflara teslim etti… Ne
diyelim?!..

İslamiyeti kanser, Müslümanları öldürülecek böcekler
olarak tanıtan “Müslümanların Masumiyeti” adlı ABD yapımı film,
gösterime girdikten 2 ay sonra, Müslüman coğrafyasını ayağa kaldırdı.
“Arap  Baharı”nı karşılamak için meydanları dolduran o yığınlar,  şimdi
de ABD karşıtı eylemleri ile dünyanın gündemine oturdular. Obama’nın
ricası üzerine R.T. Erdoğan sakinleştirici bir konuşma yaptı. Pek bir
işe yaradığını sanmam. Fetullah Gülen ise Pensilvanya’dan gönderdiği
mesajla eylemcileri lanetledi. Buna rağmen, istenilen sonuç alınamadı.
Eylemler hala devam ediyor. Kimilerine göre, “Arap Baharı” geri mi
dönüyor ne!.. Görünüşe bakılırsa, Erdoğan Şam’daki Emevi Camiinde
şurekası ile birlikte söz verdiği o namazı kılamayacak!..

Batının
“Dinler arası diyalog” ve “Ilımlı İslam”  projelerinde samimi olmadığı,
başlattıkları “Haçlı Seferleri”, İslam karşıtı bu son film ve
peygamberimizin karikatürleri  ile bir kez daha ortaya çıktı…
Peygamberimizin karikatürlerini protesto edenler için tepkisiz kalan
hükümetim, filmi protesto edenler için araya girerek, göbekten
Amerika’ya bağlı olduğunu kanıtladı!..

Y-CHP’den  Gülseren Onanç,
Sezgin Tanrıkulu, Rıza Türmen ve Burhan Şenatalar “liberal sol aydın”
olarak tanımlanan; Mithat Sancar, Osman Kavala, Fuat Keyman ve Cengiz
Çandar gibi isimlerle bir araya gelerek “Kürt Sorunu”na çözüm
aramışlar!.. Başta “görüşmeden haberim var” diyerek, yine  görüşmecilere
kol kanat germiş!.. Belli ki, kurultaylarda ve yetkili kurullarda
görüşülmeyen ve karar altına alınmayan önemli konularda, emrivakiler
yaparak, görüşlerini CHP’nin görüşü gibi dayatan bu çekirdek grup,
önetime getirilmiş olmanın diyetini ödüyor!..  Yüzde 50’ye yakın halk
desteğine sahip olan iktidarın  başaramadığı “Kürt Açılımı”nda aktif
görev üstlenmek, ana muhalefet partisinin üstüne vazife midir? Partiyi
bitirme pahasına böyle bir işe girişmek, diyet borcunu ödemekten başka
nasıl açıklanabilir?.. CHP gibi köklü bir partinin; cumhuriyet karşıtı,
ikinci cumhuriyetçi  gibi isimlerle anılan döneklere, “Akil Adamlar”
olarak müracaat etmesi, hangi aklın karıdır. Bu durum parti yönetiminin
akıl seviyesi ile acizliğini göstermiyor mu?..

AİHM’nin
kararlarına rağmen, “türbanı biz çözeriz” diyerek ortalığa düşen ve bu
şekilde iktidarın elini rahatlatan Kılıçdaroğlu,  nihayet bu tutumunun
meyvelerini toplamaya başladı!.. İlk kurban Ege Üniversitesi eski
öğretim üyesi Prof. Rennan Pekünlü oldu. Hoca, türbanlı öğrencileri
tespit edip, derslere almadığı için hakkında açılan davada 2 yıl 5 ay
hapis cezasına mahkum edildi. Problemlere teslim olmanın adını “çözüm”
koymak yetmiyor!.. Kılıçdaroğlu’nun çözümü böyledir işte. “İkinci Kürt
Açılımı”nda beklenen de hiç kuşkunuz olmasın aynen türban çözümündeki 
gibi  fiyasko olacak. Silahlı terör örgütüne istediği tavizler verildi
mi, bir süreliğine sorun buz dolabına konabilir… Terör örgütü, tek
sermayesi ve varlık nedeni olan silahlarını yeniden konuşturacak tabi. O
zaman da  “Üçüncü Kürt Açılımı” gündeme getirilecek! Böylece  “Özgür
Kürdistan” kurulana dek, iktidar ve muhalefet işbirliği ile açılımlar
devam ettirilecek!..  Hem de “Kürt Sorunu” konusunda partinin yetkili
organları tarafından alınmış yeni bir karar olmadığı halde, yapılacak bu
görüşmeler. Ne de olsa, okyanus ötesinden verilen görev ifa ediliyor!..
Delegeye soran kim! Delegenin bir kısmı ise, hala ABD’nin bu akıl dışı
isteklerinin yerine getirilerek, iktidar olunabileceğini sanıyor!.. 
Sanki bu iş birliğini,  en  iyi  Y-CHP’nin  yapabileceği hususunda AKP
ile aralarında tatlı bir yarış var!.. Atatürk’ün antiemperyalist ve tam
bağımsızlıkçı CHP’si, ne hallere geldi!..

Eski ABD Hazine Bakan
Yardımcısı Paul Craig Roberts’in şu sözlerini kulaklarımıza küpe
yapalım. Hazret bir konuşmasında: “Şaşırtıcı olan, Washington’ın bir
milyon Müslüman öldürerek, üç İslam ülkesini yıkarak, yedi İslam
ülkesinde askeri operasyonlar yaparak ve sekizincisi İran’a saldırı
hazırlığı yaparak sahnelediği müthiş kışkırtıcılığa rağmen, Amerika’ya
karşı herhangi bir saldırı olmamasıdır” diyor. Başka nasıl söylenir
bilmem!..

Türkiye’deki iktidarın ABD ve AB destekli olduğunu
öğrenmeyen kalmadı. Roberts’in sözünü ettiği Müslüman ülkelerin Kuzey
Afrika ve Ortadoğu’daki Müslüman ülkeler olduğu açıktır. Büyük Ortadoğu
Projesi’nde;  bu ülkelerdeki rejimleri yıkma ve sınırları değiştirerek
ABD’ye bağımlı, enerji kaynakları ile geçiş koridorlarında nöbetçi
olmaya talip, yeni kukla devletler yaratmak olduğu gizlenmiyor!..
Erdoğan böyle bir projenin eş başkanı olmakla övünüyor. Bir paket
makarna veya bulgura oyunu kiraya veren “iki kişiden biri” ise, böyle
bir projenin hayata geçmesi için katkısını sunuyor!..

“İki
kişiden biri”nin 10 yıllık AKP iktidarı boyunca durumunda bir iyileşme
yok. Olacağa da benzemiyor!.. Bunu düşündüğü bile yok!.. Türkiye “sıcak
para” için faiz cenneti. Yabancı sermaye halkımızı bu yöntemle
iliklerine kadar sömürüyor. Satılmadık bir şeyimiz kalmadı. Yine de elde
avuçta bir şey yok. Borçlarımız her geçen gün katlanarak artıyor.
Üretim yok. İşsizlik her geçen gün daha da büyüyor.  İstihdamı artıracak
bir tek önlem alınmıyor. Gelecek nesillerin bile dünyasını kararttık.
Doğmayan bebeleri yaşamları boyunca ödeyemeyecekleri kadar borca
batırdık. Her gün, bir öncekinden daha kötüye gidiyor. Vatana hizmet
için gönderilen çocuklarımız al bayrağa sarılarak geri geliyor.
Anadolu’nun yüreği dağlanıyor!.. Yollar mayın tarlasına dönmüş. Araçları
mayına basan 6 asker ile 8 polis daha yeni şehit düşmüş!.. Hükümet
kendi halkının güvenliğini bırakmış, Suriye’nin rejimini değiştirmekle
zaman geçiriyor!.. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada ve bölgemizde
çıkan savaşlarda taraf olmayarak saygın bir ülke konumuna yükselen
Türkiye, son 10 yılda emperyalizme bağımlı politikaları izlemekle iki
paralık edilmiş!..

Bütün bu olup bitenlerden hep birlikte
sorumluyuz!.. Çünkü bu iktidara destek olan sizsiniz, bu yüzden
sorumluluğunuz büyüktür. Biz ise, sizi yattığınız güzellik uykusundan
uyandıramadığımız için sorumluyuz. Şimdi bu kötü gidişe “dur” demek
birlikte görevimizdir. Belki o zaman suçumuzu biraz hafifletebiliriz…
Paul Roberts’in yukarıdaki sözlerini bir kez daha okuyun isterseniz.
Akıl tutulması içindeyiz değil mi?  Emperyalizm beyinlerimizi işgal
etmiş. Kendi halkımızın ve ülkemizin yararlarını göremiyoruz bir türlü.
Önümüze konulan küçük bir pencereden bakıyoruz sadece. Oradan görünen
bütün dünya değil ki!.. Önce kendimizi kurtarmalıyız bu esaretten.
Bağımsız ve özgür  düşünemeyen bir beyin bize ait değildir!.. Özgür
olmayan insan, uşaklık yapmak için önüne dikildiği kapıdan bir yere
uzaklaşamaz!.. Karakteri “özgürlük” ve “bağımsızlık” olan bir liderin
yolundan gitmeliyiz!.. O lider bizimdir. Bunun için önümüzde ne engel
var?..
 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..