‘Adli Tıp’ta cemaat örgütlenmesi’ iddiası!

‘Adli Tıp’ta cemaat örgütlenmesi’ iddiası!
20 Ocak 2020 12:56

Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan, Adli Tıp Kurumu içinde cemaatlerin örgütlendiğini, Adalet Bakanlığı’nın dosyalara müdahale ettiğini öne sürdü.

 

 

Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan, yargılamalarda kilit önleme sahip Adli Tıp Kurumu ile ilgili çarpıcı iddialarda bulundu. “Adli Tıp yapılanması içinde bir tek Gülen cemaati yok” diyen Alkan, “Bir çok yapı var. Hakyolcusundan tutun, Menzilcisine kadar” ifadelerini kullandı. Alkan, “Kamuoyu gündeminde yer eden, yeri geldiğinde içinde siyaset barındıran dosyalarda Adalet Bakanlığı’nın bir etkisi olduğu göze çarpıyor. Müdahale edildiği konusunda hiçbir tereddütüm yok” diye konuştu.

Gazete Duvar’dan Filiz Gazi’ye konuşan Prof. Dr. Nevzat Alkan’ın bazı sorulara cevapları şöyle:

 

Adli Tıp Kurumu’nun bağımsız olduğunu düşünüyor musunuz?

Adli Tıp, Adalet Bakanlığı’na bağlı bir kurum. Bu başlı başına uygunsuz bir durum. Özerk yapısı olması lazım ki sonuçta yargıya rapor veriyor. Maalesef bu alanı hiç bir iktidar bırakmak istemiyor. 1993’ten beri Adli Tıp içindeyim. O tarihten beri bu söylenilir, özerk ve bağımsız olmalıdır diye ama değil. Uygulamada da Adalet Bakanlığı’nın etkisi raporlarda ortaya çıkıyor zaten. İki yapı var. Bir Adalet Bakanlığı’na bağlı Adli Tıp Kurumu. Bir de üniversiteler. Üniversiteler daha bağımsız, bu sistemin içinde çok yer almıyor. Daha ziyade Adli Tıp Kurumu yer alıyor. Bunun da nedeni karar vericilerin buraya tahakküm kurabilmesi. Hakim, savcı bilirkişi seçiminde hürdür. Arzu ettiği herkese sorabilir ama Yargıtay kararlarında Adli Tıp Kurumu öne çıktığı için oradan rapor almayı tercih ediyorlar. Bu da sonuç itibariyle iktidarın güç alanı olduğu iddiasını netleştiriyor. Hukuk, “bilirkişi adaleti” der. Cumhurbaşkanlığı affı diye bir şey var. 1982 Anayasa’ndan beri sayılar belli. Kenan Evren 30 hükümlüyü affetmiş. Turgut Özal görev yaptığı süre içerisinde 30, Süleyman Demirel 100, Abdullah Gül 100, Ahmet Necdet Sezer 300 hükümlüyü affetmiş. Halihazırdaki cumhurbaşkanı bugüne kadar 8 hükümlüyü affetti. Devlet, bu bilirkişilik yapılanmasını tesadüfe bırakmak istemiyor.

 

‘KAMUOYU GÜNDEMİNE GELEN DOSYALARA MÜDAHALE EDİLİYOR’

 

Aklınıza gelen, “Nesnel yorum yok burda yok” dediğiniz dosyalar var mı?

 

Kesinlikle denk geldiğimiz oluyor. İnternette var, bakabilirsiniz. Süren yargılamalar için ise örnek vermem doğru olmaz. Sonuçta Adli Tıp çok büyük bir iş yükü altında yani merkezi İstanbul’da olan yaklaşık 7 bölgede, 81 ilde yapılanmaları olan bir kurum. Soruşturma aşamasında savcılıklara, yargılama aşamasında da hakimliklere rapor veriyor. Çoğu dosya özellik arz etmiyor. Sıradan olayları ihtiva ediyor. Oralara nesnelliği sorgulanmayacak raporlar yazılıyor ama kamuoyu gündeminde yer eden, yeri geldiğinde içinde siyaset barındıran dosyalar olduğunda o zaman Adalet Bakanlığı’nın bir etkisi olduğu göze çarpıyor. Müdahale edildiği konusunda hiç bir tereddütüm yok.

 

‘POLİS VE JANDARMA RAPORLARINDA ARTIK İSİM YOK’

 

Adli Tıp kurumu işleyişi -olumlu örnekler bakımından- dünyada nasıl?

 

 

Sonuç itibariyle bir rapor yazıyorsunuz. Doğru olabilir, yanlış olabilir. Yanlış olursa bunun diyetini ödemelisiniz. Batı’da böyle. İnsanlar rapor yazıyor, tek imzalı ama bizde bir raporun altında 10 tane imza var. Kim formüle etti belli değil. Muhatap bulamıyorsunuz. Müdahale etseniz bütün ülke tıkanacak, sistem duracak. Dünyada böyle değil. Amerika’da her yerde değişik laboratuvar tipleri var. Federal laboratuarlar, polisin, üniversitelerin… Hangisi daha iyi çalışıyorsa o üste çıkıyor. Dikkatinizi çekmemiş olabilir. Son üç dört senedir, polis ve jandarma kriminal laboratuarlarında isim de yazmıyor. Kod yazıyor. Yani artık rapor vereni de sorgulayamıyorsunuz.

 

 

Kadına yönelik dosyalarda şiddetin izi sürülebiliyor mu? Raporlara eril bakış yansıyor mu?

 

Kamuyu baskısı olduğunda didik didik edildiği için daha dikkatli çalışılıyor. Kadına yönelik şiddetin fiziki bulgular kısmı var. Bir de ruhi bulgular kısmı. Fiziki bulgular kısmını ortaya koymak, raporlamak zor değil ama ruhi bulgular kısmı nispeten daha zor. Psikiyatristlerden destek alıyoruz. Zaman zaman da işte ‘Adli Tıp’ın raporları net değil, bir açıklama getirmiyor’ da deniyor. En son Şule Çet dosyasında görüldüğü gibi ama bazen tıp da yorum yapamıyor. Diğer yandan tıpta kesinlik yok. O nedenle biz hiç bir rapora “yüzde yüz” diye yazmayız. Babalık testlerinde bile yüzde 99, 99’dur. Bazen de çıkan rapordan kamuoyu hoşlanmıyor. Dosyalara bakarken olasılıklar hesap edilir. Hem dosyaya bakıyorsunuz hem bulgulara bakıyorsunuz ve bir yorum yapıyorsunuz. Tıpta bir çok şey izah edilebildiği için başka şekilde orada olasılık hesabı yapılıyor ve deniyor ki, ‘muhtemelen şu, ama şöyle de olabilir.’ Mahkemeye, siz olayın akışına göre hukuk olarak değerlendirin deniyor. Yine burada en önemli nokta tarafların uzman mütalaası alabilme imkanı. Mesela yine Şule Çet olayında Mersin Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen uzman mütalaası, otobüste tekme yiyen şortlu kız dosyasında tarafımızca düzenlenen uzman mütalaası çok önemli.

Kolluk tarafından delillerin toplanıldığı aşamalarda kusursuz ilerlendiğini söyleyebilir miyiz?

 

Kolluğun görevi delil değerlendirmek ya da yorumlamak değil. Kolluk bu konuda aslında eğitimden geçiyor, duyarlı oldukları da söylenebilir ama 15 Temmuz sonrasında polis teşkilatında büyük bir tasfiye olduğu için bir çok eğitimden geçmiş insan teşkilat dışında bırakıldı. Yeni gelenler de yeni intibak ediyor. Kriminal laboratuarlarda, olay yeri incelemede, asayiş ekiplerinde de aynı şey söz konusu. Özel olarak bir şeyi sarsaklıyor değiler.

 

 

‘HAK YOLCUSUNDAN, MENZİLCİSİNE KURUMUN İÇİNDELER’

 

Cemaat, Adli Tıp Kurumu’nun içinde söz sahibi miydi?

Kesinlikle… Çünkü Adli Tıp kritik bir yer. Yargılama adli tıp raporlarıyla yön aldığı için cemaat burayı boş bırakmamış ve çok sıkı bir şekilde adam sokmuş. Bunu şurdan da görüyoruz. Bir ara Adli Tıp için tıpta uzmanlık sınavı çok yükselmişti. Bu onların ilgisinden kaynaklandı. Soru da verdiklerini göz önüne alırsak…

Şimdi durum nasıl?

15 Temmuz sonrasında yaklaşık 70 doktoru tutukladılar ya da teşkilattan çıkardılar. Eminim sayı bu kadar değildir. Daha da fazladır ama işte ilk etapta 70 kişi uzaklaştırıldı. Adli Tıp yapılanması içinde bir tek Gülen cemaati yok. Bir çok yapı var. Hakyolcusundan tutun, Menzilcisine kadar.

Bu nasıl sağlanıyor?

Adli Tıp’ın özelliği atama ve terfiyi bakanlığın belirlemesi. Öyle olunca kendi zihniyetinde olan insanların önü açılıyor.

 

© Fotoğraf : atk.gov.tr

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar