Adım adım parçalanan Türkiye!..

Adım adım parçalanan Türkiye!..
2 Haziran 2014 09:39

Erdoğan’ın B ve C Planları olabilir mi?..

 

Cemil CAN H&H YORUM

 

Suriye sınırını kontrolünde bulunduran ve MİT’le yakın temas içerisinde oduğu bilinen Suriye Devrimciler Cephesi (SDC), iki hafta içerisinde, mazot kaçakcılarına karşı operasyon yapan TSK birliklerine, araca monteli doçka uçaksavarlarla iki kez saldırdı. TSK birliklerine doğru 250 mermi atan örgütün başında, ABD’nin desteklediği Cemal Maruf bulunuyor… MİT kanalı ile Suriye içerisine taşınan doçka uçaksavarlarının hedefi sonunda TSK birlikleri oldu!.. ABD’ye endeksli Suriye politikası yüzünden, başımızı daha çok ağıracak…

 

Sınırın Suriye tarafında kontrol terör örgütlerinde!..

 

Irak tarafında ise; BM Güvenlik Konseyi’nin 1483 Sayılı Kararı da çiğnenerek akıl dışı ilişkiler kuruluyor. Irak’taki 101 ve 272 Sayılı Yasalara göre, Irak’tan petrol ve doğalgaz ihraç etme hakkı sadece Irak milli petrol şirketi SOMO’ya aittir. Irak’ta üretilen petrolün veya doğalgazın ihracı gerektiği takdirde, nerede üretilirse üretilsin, parası BM’in Newyork’taki hesabına yatırılır. Barzani yönetimi ile gizli bir anlaşma yapan AKP hükümeti, Kerkük-Yumurtalık hattı ile Ceyhan’da depolanan yaklaşık 2,5 milyon varil petrolü, Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı Anlaşması’na aykırı olarak satmaya başladı… Irak hükümeti bu durumu kaçakçılık olarak değerlendiriyor. Bu nedenle merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Ticaret Mahkemesi’ne başvurmuş!.. Irak hükümeti bu durumu ayrıca kendi içişlerine müdahale olarak kabul ediyor!..
Bir anlamda hükümetimiz Barzani yönetiminin “bağımsızlık” yolunu kendi eliyle açıyor!..

 

Öte yandan, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bir Amerikan şirketine ihale ettiği Akdeniz’deki 6 trilyon ayak küp büyüklüğündeki doğalgaz rezervinin, Ukrayna üzerinden Avrupa’ya ulaştırılan doğalgaza alternatif olarak kullanılacağı anlaşılıyor. Bu planı uygulamaya koymak için ABD devreye girdi ve Kıbrıs’ta görüşmeleri yeniden başlattırmayı deniyor. ABD Başkan Yardımcısı Joseph Biden’in “Annan Planı”ndan çok daha kötü olan bu yeni girişimini ne yazık ki hükümetimiz de destekliyor!..

 

Anlayacağınız Kıbrıs’ta da ulusal çıkarlarımız korumasız!..

 

Sınırın bu tarafında durum çok farklı değil! PKK’nın Kürt çocuklarını kaçırmasından sonra, Başbakan adeta PKK’nın siyasal uzantısı olan HDP’ye yalvarıyor: “Bu annelerin yavrularını da alın gelin bakalım. Alıp geleceksiniz, alıp gelmediğiniz takdirde bizim B planımız C planımız devreye girer” diyor… Gerçekte Erdoğan’ın B ve C gibi planları yok. Bir kere elini PKK’ya kaptırmış. Şimdi kolunu da geri alamıyor. “Açılım” denen saçmalığın ülkeyi bu noktaya getireceği gün gibi ortadaydı..

 

Başbakanın PKK’dan ricası, bir başka gerçeğin de altını çiziyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeki bu yakarış, çaresizliğin itirafı olmaktan başka, Doğu ve Güneydoğu’nun PKK’ya terk edildiğini de gösteriyor!..

 

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürtlerin oylarına şiddetle ihtiyaç duyan Erdoğan’ın “Açılım” dışında bir planı olsa da bunu uygulaması imkansız… Bu gerçeği bilen PKK, kamuoyunu alıştırmak için eylem üzerine eylem yaparak otoritesini pekiştiriyor:

 

Diyarbakır’ı Bingöl ve Muş’a bağlayan karayolunu Kocaköy-Duru, Hani-Lice ve Lice Kulp arasında silahlı militanları ile kesen PKK militanları, olay yerine sevk edilen birliklere pusu kurup, uzun namlulu silahlarla ateş açtılar! Çevrede toplanan PKK yanlıları da, olay yerine gelen askerlere ses bombası ve molotof kokteyli ve havai fişeklerle saldırdılar… PKK’lılar Lice’de 2, Silvan’da 3 askerimizi yaraladılar!..

 

Onlarda zayiyat yok!.. Çünkü güvenlik kuvvetlerimiz savunmada!..

 

Genelkurmay’dan yapılan açıklamaya göre, PKK militanları, Siirt Pervari Doğan Üs Bölgesine erzak taşıyan askeri kamyoneti de yaktılar!..
Diyarbakır’dan sonra PKK militanları, Muş Erzurum karayolunu, Muş’un Varto ilçesi ile Bingöl’ün Karlıova ilçesi arasında bulunan Leylek köyünde kestiler. Yüzlerce aracın anahtarına el koyan militanlar, sürücü ve yolcuları kimlik kontrolünden geçirdikten sonra, olay yerine PKK ve HPG (PKK’nın askeri kanadı: Halk Savunma Güçleri. Kürtçe:Hêzên Parastina Gel) bayraklarını astılar!..

 

Muş İl Jandarma Alay Komutanı ile birlikte bölgeye giden Muş Valisi ise, Başbakanın yaptığı gibi yolun açılması için PKK’lılarla diyaloğa geçmeyi denemiş!.. Lice-Hani-Genç üçgeninde yaşananlar ise PKK’nın “özerklik kalkışması”nın provası gibi… 16 askerimizi yaraladılar. PKK’lılarda yaralı yok. Bölgedeki kaynakların yorumlarına göre; özellikle bu mevsimde derin vadilerde üretilen ve PKK’nın önemli gelir kaynağı olan hintkenevirinin hasat zamanı olması nedeniyle, dikkati başka noktalara çekmek amacı ile PKK’nın adam kaçırma ve yol kesme olaylarını artırdığı anlaşılıyor. Aydınlık’a açıklama yapan bir köy muhtarının anlattığı, PKK’lıların köylerini üs olarak kullandığını ve askerlerin müdahale edemediği gerçeği, işlerin çığırından çıktığını göstermektedir. Jandarma Komutanının kendisini arayarak; “Olay büyüdü, müdahale etmek istemiyoruz; PKK’lılara söyleyin bölgeden çekilsinler” şeklindeki diyalog durumun vahametini özetlemektedir…

 

Anlaşılan Doğu ve Güneydoğu’da güvenlik kuvvetleri kışlalarına çekilmiş, inisiyatif terör örgütü PKK’ya geçmiştir!..

 

Bu gelişmeler; PKK lideri Abdullah Öcalan’ın örgütüne gönderdiği “Herşeyi hükümetten beklemeyin, fiili durum yaratın” talimatı üzerine yaşanıyor… Bölgede görev yapan güvenlik kuvvetlerinin, “Açılım” sürecinde, “sadece kendimizi ve karakolları savunuyoruz” açıklaması, bu acı gerçeğin itirafı gibi. Hükümet ülkenin topraklarının bir kısmını kopartacak olan bu hain planın uygulayıcısı duruma girdi… PKK mevzi kazandıkça, devlet geri çekiliyor!.. Nereye kadar?!..

 

Görünüşe göre AKP hükümeti Kıbrıs’ı ve Güneydoğu’yu gözden çıkartmış!..

 

***

 

Yukarıdaki gelişmelere paralel olarak; yerel seçimler nedeniyle yapılan Tunceli mitinginde ana muhalefet partisinin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da CHP iktidarında “Açılım”ı sürdürme sözünü vermişti!.. Kılıçdaroğlu: “Çoğu yurttaşımız şunu söylüyor, ‘AKP giderse barış süreci ne olacak’ diye. Dersim’den sesleniyorum, barış süreci kimsenin tekelinde değildir. Bu ülkede barış sağlanacaksa bunu yapacak olan parti CHP’dir. Herkes çok iyi bilsin bunu. Bu ülkede barış süreci durmaz” diyerek “Açılım”ı sahiplenmişti!.. Gundi Kemal, “Açılım”dan yana olduğunu belirtmekle yetinmemiş, bütün fırsatları bu hain plana göre değerlendirmiştir. Tunceli’ye “Dersim” demeyi sürdüren kılıçların efendisi, yer tuttuğu safın karşı taraf olduğunu gizlemeye bile gerek görmüyor artık!.. Erdoğan’ın “Dersim tuzağı”na isteyerek düşmeye bayılıyor! Her şey o kadar açık yani!..

 

TSK’yı kışladan çıkmamaya mecbur eden ve “Açılım” saçmalığına mahkum olan Erdoğan’ın, bu noktadan sonra, zaten B ve C planları olamaz!.. Tayyip Erdoğan’ın Şirnak Valisi “Açılım” konusunda, “Çözüm sürecini bu aşamaya getiren Başbakanımız Tayyip Erdoğan’ı ve bu konuda ciddi gayretleri olan Abdullah Öcalan’ı takdirle karşıladığımı belirtmek istiyorum” dedikten sonra, başka hiç bir plan üzerinde kafa yormak gerekmez!.. Erdoğan için artık tek kurtuluş yolu kalmıştır. O da bir an önce iktidarı bırakıp, halktan özür dilemektir!.. Bunu da kendi iradesi ile yapamaz. Bu yüzden iş taraftarlarının başına düşüyor. Aksi halde, Erdoğan hem kendi başını yakacak, hem de ülkenin başına içerisinden çıkılması oldukça zor olan belalar saracak!.. Bu yüzden Erdoğan’ı seven taraftarlarının bu kritik durumu iyi değerlendirmeleri, duygusal nedenlerle hareket etmemeleri gerekir… Bu nedenle yapacakları ilk iş: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin göstereceği ortak adayı desteklemek olmalıdır!..

 

***

 

Yeri gelmişken söyleyelim: “Açılım”ın hükümeti getirdiği PKK’ya yalvarma noktası karşısında, Kılıçdaroğlu’nun: “Efendim neymiş, B planı varmış da C planı varmış da geçiniz bunları. Eğer siz yasa dışı örgütün yardımına muhtaç hale gelmiş ve bunu dillendiriyorsanız o başbakanlık koltuğunda oturamazsınız” şeklindeki sözleri de samimiyetten oldukça uzaktır… Zira “Açılım”ın ne şekilde yürüyeceğini, taraflara hangi görevlerin verildiğini, kimin nerede, ne zaman, ne yapacağına kararı veren kendileri değildir. “Açılım”ın bir sahibi vardır. Bir ABD projesi olan ve BOP ile paralel yürütülen “Açılım”da, tarafların bağımsız olarak kullanabilecekleri inisiyatif yok denecek kadar azdır!.. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin başında Kemal Kılıçdaroğlu da olsaydı, yapabileceği Erdoğan’dan farklı olmayacaktı…

 

Nitekim, Kemal Bey’in gerçek düşüncesi ve isteği “Açılım”dan yanadır. Yakın geçmişte, “analar ağlamasın” edebiyatının en hızlı savunucusu kendisi değil miydi? AKP’nin PKK ile yürüttüğü müzakerelere peşinen kredi açan Kılıçdaroğlu, Tunceli mitinginde; “Çoğu yurttaşımız şunu söylüyor, ‘AKP giderse barış süreci ne olacak’ diye. Dersim’den sesleniyorum, barış süreci kimsenin tekelinde değildir. Bu ülkede barış sağlanacaksa bunu yapacak olan parti CHP’dir. Herkes çok iyi bilsin bunu. Bu ülkede barış süreci durmaz” diyerek “Açılım”ı sahiplenmişti… Dolayısıyla, bu noktada Erdoğan’dan farklı düşünmediği açıktır. Hükümetin başında kendisi de olsaydı, çocuk kaçırma olayları karşısında farklı bir tutum izleyemezdi!.. ABD’nin yazdığı senaryoda rol isteyen oyunculardan hiç biri, sahne açıldıktan sonra, rollerinde değişiklik yapamazlar… Kaldı ki, iktidara geldiğinde, açılımın hukuki alt yapısını oluşturan “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın, bölünmeye yol açacağı düşünüldüğü için çekince konulmuş maddelerinin tamamını, imzalayacağını vaat eden kendisidir… Aynı şekilde Doğu ve Güneydoğu’da “Özerk Kürt Yönetimi” kurulabilmesi için, hukuki alt yapının oluşmasını sağlayan “Bütünşehir Yasa”sına karşı çıkmayan da Kemal Kılıçdaroğlu ve Yeni CHP’sidir… Dolayısıyla Yeni CHP, AKP’nin Kılıçdaroğlu da Tayyip Erdoğan’ın bir yedeğidir!..

 

Ükeyi felakete sürükleyen bu iki liderdir ve hiç kuşku yok ki, tarih önünde işbirlikçi olarak anılacaklardır!..

 

Av. Cemil Can

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..