Adaletin çöküşü ve savunma

Adaletin çöküşü ve savunma
8 Nisan 2016 13:03

Hukuk Devleti, ülkede yaşayan herkesin ve yöneticilerin kendilerini hukukla bağlı saydığı bir sistemdir. Ülkede yaşayanların ve idarecilerin, kendilerini evrensel hukuk kurallarıyla bağlı saymadıkları bir rejim, hukuk devleti değildir. Bu nedenle savunmanın yargılama faaliyetinin aslî unsuru olduğunun bilincinde olmayan, buna göre eğitilmeyen, kendilerini bu yönde geliştirmeyen, insanı ve insan haklarını değil, devletin menfaatlerini korumayı adalet sayan hakim, savcı, idareci ve kolluk güçlerinin olduğu ülkelerde, avukatlık mesleğinin icrası zordur. Ülkemiz de maalesef böylesine zorlu bir dönemden geçmektedir…

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Savunma hakkı, kutsal bir haktır. Bir ülkede savunmaya verilen önem, demokrasinin, hukuk devletinin, adil yargılanmanın ve insan haklarının en önemli göstergelerinden birisidir.

 

Savunma dokunulmazlığı, ifade özgürlüğü bağlamında Avukatın yararlandığı bir bağışıklık türüdür. Bu hak Avukatın, dolayısıyla yargının bağımsızlığının da garantisidir. Bu nedenle de tüm yargı mercileri ve idari makamlar, bu hakkın ve yetkinin azami şekilde yerine getirilmesini sağlamalıdır. Bu hak, yargı mercileri ve idari makamlar için aynı zamanda yasal bir yükümlülüktür.

 

Avukatların görevlerini tam bir bağımsızlık içinde yerine getirebilmeleri için, Avukatlık Yasası ve Ceza Yasası’nda önemli güvenceler getirilmiştir. Buna göre, yargı mercileri ve idarî makamlar nezdinde yapılan yazılı ve sözlü başvurular, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde dahi, Avukata ceza verilmez. Yeter ki, isnat ve değerlendirmeler gerçek ve somut vakalara dayansın ve uyuşmazlıkla bağlantılı olsun.

 

Anayasa’daki ve yasalarımızdaki hükümler ile tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere rağmen, Avukatların yaptıkları savunmalar ve açıklamalar nedeniyle soruşturmaya tabi tutulmaları, en temel hak olan ifade özgürlüğünün de ihlalidir. İfade özgürlüğünü özgür bir şekilde kullanamayan bir Avukatın, yargılamanın amacını, yani maddi gerçeği gerçekleştirilebilmesi mümkün değildir. Kullanılan ifadelerden dolayı uygulanması muhtemel cezaî, hukukî veya disiplin sorumluluğu, Avukatın görevini gereği gibi yerine getirmesine engel olur. Çünkü “hakkını kullanan kişiye ceza verilmez” ilkesi, evrensel bir kural haline gelmiştir.

 

Savunma hakkı; dokunulmaz ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklerin başında gelir. Bu hak, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uygar ülkelerin anayasalarında temel bir insan hakkı olarak teminat altına alınmıştır. Bu nedenle bizim mevzuatımızda da Avukata savunmasını herhangi bir endişeye kapılmadan, özgürce ve korkusuzca yapabilmesi için “savunma dokunulmazlığı” sağlanmıştır. Aksi durum, adaleti zedeleyecektir. Söylenmesi gereken şeylerin söylenmemesine sebebiyet verecektir. Bu durumda da savunmanın bağımsızlığından, dolayısıyla yargı bağımsızlığından söz edilemez.

 

Avukatların görevi, yasalar çerçevesinde, yargılama görevi yapan hakim ve savcıları etkileyerek, müvekkillerini savunmaktır. Avukatlarla hakim ve savcılar arasında hiyerarşik bir bağ olmadığından, bu savunma, kesinlikle yargıyı etkileme olarak düşünülemez. Başka bir deyişle, siyasilerin yargılama yapan hakim ve savcılara tavsiye ve telkinleri, yargılamayı etkilemedir. Ancak avukatların asli görevi yargılamayı etkileme olduğu için, aynı kefede değerlendirilemez.

 

Son zamanlarda, toplumun hemen her kesiminden “muhalif” olanlar sorgulanırken, düşünce ve ifadelerinden dolayı değil, bu düşünce ve ifadelerden hareketle, bir “terör örgütü” ile ilişkilendirilerek yargılanıyorlar. Bu durum, uluslararası insan hakları metinlerine, mevcut anayasa ve yasalarımıza açıkça aykırıdır. Uluslararası insan hakları belgelerine göre, tüm hükümetler, avukatlar ve hakimlerin mesleki görevlerini bağımsız bir şekilde yerine getirmelerine saygı göstermekle yükümlüdürler.

 

Bağımsız ve tarafsız yargı, toplumun bel kemiğidir. Yargının kurucu unsuru olan avukat ve meslek kuruluşu olan Baroların yok sayılması, mesleklerini ve görevlerini yapmalarından dolayı susturulmaya çalışılması, en çok da yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına zarar veriyor.

 

Son günlerde adliyelerimizde yaşananlar ve Avukatların başına gelenler, Victor Hugo’nun bir sözünü hatırlattı: “Her yerde polis var ama, hiçbir yerde adalet yok”. Bu sözler, Türkiye’nin durumunu çok iyi tarif ediyor. Bir ülkede polis, avukatların üstlerini hukuksuzca arıyor ve bürolarını basıyorsa, o ülkede demokrasiden ve hukuktan bahsedilemez. Ülkemizde de artık demokrasiden ve hukuk devletinden bahsedilemediği gibi…

 

Avukatların ve meslek örgütleri olan Baroların bağımsızlığı, öncelikle devletten ve devletin talimatlarından bağımsızlığı ifade eder. Bu bağımsızlık, devletin baskısından dolayı tehlikeye düşüyorsa, asıl yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı tehlikeye düşüyor demektir. Bu da “mülkün (Devletin) temeli” olan “Adaletin” çökmesi demektir. Bugün yaşadığımız tam da Adaletin çöküşüdür.

 

Ülkemizde, şu anda savunma dahi kendini savunmadadır. Mızrak artık çuvala sığmıyor. İnsan hakları çağı olan 21. yüzyılda Türkiye, insan hakları ihlalleri ile değil, insan hakları alanında örnek uygulamalarıyla anılmalıdır…

 

Çok sevdiğim ve günümüze uygun bir atasözümüz var: “Ayarını bozduğun kantar, gün gelir seni de tartar”. Bugün adaletin ayarını bozanlar, yakın tarihte kendileri de adalete ihtiyaç duyduklarında, adaletin o bozuk terazisinde tartılacaklarını unutmamalıdırlar. Geçmiş, bunun sayısız örnekleriyle doludur.

 

Bu vesile ile, yargının kurucu unsuru, savunmanın onurlu temsilcisi, demokrasinin, hukuk devletinin ve adaletin güvencesi değerli meslektaşlarımın buruk geçen Avukatlar Günü’nü, sevinçle ve gururla kutlayacağımız günlerin yakın olmasını diliyorum…

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız