Adalet arayışı

Adalet arayışı
7 Temmuz 2017 14:55

1912’de ABD’de kadınlara oy hakkı talepli olarak New York’dan Washington’a yapılan “kadın yürüyüşü”, siyasilerin, göçmenlerin ve ezilen yerli halkların dünyanın birçok yerinde düzenledikleri yürüyüşler, Martin Luther King’in “Bir Hayalim Var” idealiyle başlattığı uzun yürüyüşler, tarihte büyük izler bırakmışlardır.

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Yine 1972 yılında ABD’yi baştan başa yürüyen Kızılderililerin “Çiğnenen Yasalar Yürüyüşü” sonucu, yerli halkın yaşam koşullarının iyileşmesi sağlanmıştır. 2010 yılında Hispanik öğrencilerin Miami’den başkent Washington’a yaptıkları uzun yürüyüş sonucunda, Göçmenlik Yasası değişikliğini Başkan Obama’ya yaptırmayı başarmaları da tarihe geçmiştir.

 
Tarihte ses getiren en önemli ve barışçıl yürüyüşlerin başında gelen ise, Hindistan’da Mahatma Gandi’nin İngiliz emperyalizmine karşı başlattığı uzun yürüyüştür. Gandi’nin 12 Mart-6 Nisan 1930 tarihleri arasında 25 günde yürüdüğü mesafe, 388 kilometreydi. İngilizlerin kontrolündeki “tuz” hakkını düzenleyen “İngiliz Tuz Yasası”, Hindistan halkını sömüren adaletsizliklerin sembolüydü. Gandi, 388 km yürüyerek Okyanusa ulaşmış, avucunun içindeki tuzu ayıklayıp yasayı ihlal etmiş ve sivil itaatsizlik örneğini vermiştir. Devamında on binlerce Hintli de tutuklanmayı göze alarak aynı sivil itaatsizliğe ortak olunca, 170 yıldır yürürlükte olan emperyalizmin bu yasası işlevsiz hale gelmiştir. Bu sivil itaatsizlik, aynı zamanda Hindistan’ın bağımsızlığına giden yolları da döşemiştir.

 
15-20 yıl önce ülkemizde en güvenilir kurumların başında yargı geliyordu. Adaleti dağıtan kurumlar, artık tamamen siyasi iradenin kontrolüne girdiği için, yargıya güven yerlerde sürünüyor. Yargıda artık “tuzun da koktuğu” bir döneme girilmiştir.

 
Adliyelerimizde duruşma salonlarında, hakimlerin hemen arkasında değişmez bir tabela vardır: “Adalet Mülkün Temelidir”. Buradaki “mülk” sözcüğü, çoğu zaman mal, mülk (arsa, kat, yat…) şeklinde anlaşılmıştır. Bu nedenle de “vicdanlardan önce cüzdanlar” düşünülmüştür hep. Oysa bu sözdeki ‘mülk’ sözcüğünden kastedilen, “Devlet”tir. Yani bir ülkede adalet bitmişse, çökecek olan Devlet’in kendisidir, mal, mülk değil… Günümüz Türkiye’sinde Devlet’in temeli çatırdadığı için, “adalet” artık adliye “saray”larında değil, yollarda aranmaktadır. Eskiden “yürümekle aşınmaz” denilen o yollar, şimdilerde ancak muktedirlerin “lütuf”larıyla yürünmektedir…

 
Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nu Ankara’dan İstanbul’a yollara düşüren de kaybettiğimiz “adalet”tir. Başlangıçta küçümsenen ve dudak bükülen bu yürüyüşün İstanbul’a kadar süremeyeceği iddia ediliyordu. İlk günler soğukta ve yağmurda başlayan yürüyüş, ortalara gelindiğinde 40 derece güneşin altında ve kızgın asfaltın üzerinde, büyük bir kararlılıkla sürünce, küçümseme ve alayın yerini endişe almaya başladı. Ya bu 450 km’lik yürüyüş başarıya ulaşır, adalete susamış toplumun üzerindeki ölü toprağı sıyrılırsa diye…

 
Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Gandi’den 62 km fazla yürüyeceği bu uzun yürüyüşe, iktidara yakın, ancak vicdan sahibi olanlar dahil, toplumun her kesiminden destek gelmiştir. Bu destek, ülkemizin hemen her alandaki adaletsizliklere itirazı ve adalet talebini içeriyor. Umarız iktidar sahipleri, on milyonlarca yurttaşın bu adalet talebine kulak verirler. Bu vesile ile yargının perişan halinin düzeltilmesi için adım atılır. Tarafsız ve bağımsız bir yargının inşasından sonra, toplumdaki hak, hukuk ve adalet talebine ortak akıl ile çözüm aranması, temel dileğimizdir. Ülkenin huzuru, barışı ve kardeşliğinin yolu buradan geçmektedir.

 

 

Siyaset biliminin babası sayılan Aristoteles, oğluna adadığı “Nikomakhos’a Ahlak” adlı eserinde adaleti; “Erdemin bir bölümü değil, bütünü”, karşıtı olan adaletsizliği de “kötülüğün bir bölümü değil, bütünü” şeklinde tanımlamıştır. Adalet olmayınca, her alanda kötülüğün bütününü yaşamaktayız.

 
Roma’yı fethetmek üzere yola çıkan Kartacalı komutan Hannibal, çok soğuk bir kış mevsiminde, emrindeki 90 bin kişilik ordusu ve binlerce fille Alp Dağlarının geçit vermez sarp yamaçlarına geldiğinde, umutsuzluğa kapılan komutanlarına hitaben “Ya bir yol bulacağız, ya da bir yol yapacağız” demiştir. Sonunda bir yol bulmuş ve Roma’yı fethetmiştir. Bu söz, tarih boyunca umutsuz milyonlara ışık olmuştur.

 

 

Türkiye’de hak, hukuk ve adalet arayan milyonlarca insan da umutsuzluğa kapılmak yerine, bir yol bulmak, mümkün olmazsa bir yol yapmak istiyorlar. “Enseyi karartmayacağız”

 

 

Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

 
kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları