2007 Cumhurbaşkanlığı seçimindeki dolaplar devreye girecek

2007 Cumhurbaşkanlığı seçimindeki dolaplar devreye girecek
5 Aralık 2016 10:09

Sevgili okuyucularım, Türkiye’nin bir numaralı milli güvenlik sorunu haline gelmiş bulunan MHP lideri Devlet Bahçeli’nin daha önceleri uzun süre RTE tarafından yoğun olarak dillendirilen başkanlık sisteminin gündemden düşmüşken birdenbire tekrar ortaya atarak bunca sorun varken siyasal ortamı germiş ve daha da çetrefilli olaylara gebe olduğu ortadadır.

 

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

Ben bugünkü başkanlık çalışmalarını RTE ve iktidar partisi açısından 2007’de Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmek için yaptığı çalışmalara oldukça çok benzetiyorum ve o zaman bu hususta dönen dolap ve dalaverelerin başkanlık sistemine geçiş için de kullanılacağına endişe duyarak inanıyorum.

 

2007’de ki siyasal olayların içinde olan bir milletvekili olarak Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi için hangi dolapların çevrildiğini çok yakından bilmekteyim.

 

Öncelikle 1982 Anayasası’nda cumhurbaşkanlığı seçiminin nasıl seçildiğine çok kısaca deyinip, sonra dönen dolap ve katakullileri anlatalım.

 

1982 Anayasası’nda cumhurbaşkanı seçimi dört tur oylamaya göre yapılıyordu.

 

Yani yarışan adayların birinci turda cumhurbaşkanı seçilmesi için TBMM üye sayısının üçte iki çoğunluğu olan 367 milletvekilinin oyunu alması gerekiyor.Eğer bir aday bu sayıya ulaşamazsa ikinci ve üçüncü turlara geçilir ve bu defa da üye tam sayısının salt çoğunluğu olan 276 milletvekilinin oyunu alması gerekiyor cumhurbaşkanı seçilmek için.Bu turlarda da cumhurbaşkanı seçimi yapılamadığı taktirde dördüncü tura en çok oyu almış olan iki aday katılır ve yine salt çoğunluk olan 276 milletvekilinin oyunu almış olan cumhurbaşkanı seçilir.Son turda da seçim olmadığı taktirde parlamento seçimleri yenilenir ve yenilenen TBMM cumhurbaşkanını seçer ki 2007’de bu durum olmuştur.

 

2007 cumhurbaşkanlığı seçiminde benim anlatmak istediğim dinamik tamamen farklı bir olay.

 

O tarihte AKP’nin 354 milletvekili vardı ve milletvekili seçimlerine katılmama kararı alan CHP ve Anavatan Partisi nedeniyle cumhurbaşkanlığı seçimine katılan milletvekili sayısı 367 sayısını bulmuyordu.

 

Bunun önemi ne idi?

 

Daha önce bir yorum ortaya atan eski Yargıtay başsavcısı Sabih Kanadoğlu 367 sayısı sadece karar yeter sayısı değil, aynı zamanda toplantı yeter sayısıdır iddiasını ortaya attı.

 

Yani Sabih Kanadoğlu şunu demek istiyordu, diğer turlara geçilebilmesi için birinci ve ikinci turlara en az 367 milletvekilinin katılması gerekir.

 

AKP bu turlarda 367 sayısına ulaşamadığı için-aksini iddia etmesine rağmen-bu durumdan yararlanan CHP olayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü ve Sabih Kanadoğlu’nun ortaya attığı görüş doğrultusunda karar çıktı dolayısıyla yapılmış olan ilk tur oylama da iptal edildi, erken seçim kararı alındı.

 

Ama bu noktaya gelinceye kadar siyasal arenada neler oldu?

 

AKP’yi sıkıştırmak ve Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmemek için CHP turlara katılmama kararı aldı o günkü liderleri olan Deniz Baykal’ın talimatıyla.

 

O gün kilit parti konumunda olan, AKP ve CHP’den ayrılmış olan milletvekilleriyle grup kurmuş olan Anavatan Partisi’ydi.

 

İşte toplantı yeter sayısını da sağlamak amacıyla AKP kurmayları ve o zamanlar can ciğer kuzu sarması bulundukları kankaları ve bugün kendilerine FETÖ dedikleri Cemaat Anavatan Partisi’nin yirmi milletvekilinin dudak uçuklatan tekliflerle peşlerine düştüler.

 

Bu teklifleri sadece benimde aralarında bulunduğum Anavatan milletvekillerine değil, müsait bulunan CHP milletvekillerine ve dört milletvekili bulunan DYP milletvekillerine de yapmışlardı.

 

Nitekim ilk turda yüklü miktarda borcu bulunan bir CHP milletvekili ile iki DYP milletvekili de seçime katılmıştı ama Anavatan Partisi milletvekillerini hiçbir şekilde ikna edemedikleri için yine 367 sayısına ulaşamadılar.

 

Sevgili okuyucularım, biz Anavatan Partisi milletvekilleri olarak hiçbir şekilde bu adamlara Türkiye’nin teslim edilemeyeceğini ve devleti tamamen ele geçirdikleri taktirde ülkemizin büyük bir felakete doğru yuvarlanacağını söylüyorduk.

 

Geldiğimiz nokta itibariyle ne kadar çok haklı olduğumuz ve bugün ülkemizin perişan haliyle ortadadır.

 

Çünkü yedi yıl Atatürk’ün makamını işgal eden Abdullah Gül, Türkiye’yi uçuruma götüren RTE’nin talimatnamesi olan ve TBMM’ne sadece prosedür gereği onaylatılıp önüne sürülen felaket kararların altına bir noter marifetiyle imza atmıştır.

 

Halbuki, Abdullah Gül’ün yerinde laik demokratik cumhuriyet değerlerine inanmış Atatürk’ün akıl ve bilim yolunu seçmiş Türk milleti sevdalısı birisi seçilmiş olsaydı RTE aklına gelen ve bir kısmı da kişisel ve ailesel güvenliğini yasaların hücumundan korumak için çıkarttığı yasa dedikleri talimatnameler onaylanmaz ve bugün perişan bir durumda da olmazdık.

 

Ayrıca bu noktada bir duygumu da ortaya koyarak bazı olayları anlatmak istiyorum.

 

Ben her zaman ilahi adalete yürekten inanırım ve fenalık içinde olanların bu işledikleri fenalığın bir gün bir bumerang etkisiyle kendilerini vuracaklarını yaşadığım hayat bana öğretmiştir.

 

Bu ifademle AKP’nin ve onun doğal liderinin FETÖ diye niteledikleri Cemaat’in Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmek için nasıl da insanüstü gayretle çalıştıklarını bizzat o tarihlerde bir Anavatan Partisi milletvekili olarak bana yaptıkları mobbingden bilirim.

 

Çünkü Abdullah Gül ve RTE’nin hempalarından hiç kimsenin cumhurbaşkanı olmasını istemiyordum, Türkiye’nin bölünmesinden ve Türk milletinin büyük badirelere maruz kalacağından korkuyordum ki geçen zaman içinde düşüncelerimin doğru çıktığı-keşke doğru çıkmasaydı-bugün ortadadır.

 

Evet, Cemaat’te cumhurbaşkanı seçtirmek için cansiperane çalıştıkları Abdullah Gül tarafından onaylanan ve dolayısıyla güçlendirilen RTE kanunlarıyla FETÖ diye adlandırıldıkları terör örgütü olarak kendileriyle mücadele edilip dünyanın her tarafında imha edilmektedirler.

 

Alın size Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı dedikten sonra o günlerde Cemaat’in uyguladığı mobbingleri bana yapılanlar üzerinden aktarmak istiyorum.

 

Cemaat tabii ki diğer milletvekili arkadaşlarımı olduğu gibi beni de yakın takibe ve baskı altına almışlardı illa da 367 sayısını tamamlamak için cumhurbaşkanlığı seçim turlarına katılmamız için.

 

Meclis’te, evde, telefonda ve hiçbir yerde beni rahat bırakmıyorlardı; seni seçimlerde istediğin yerden liste başı teklifinden her türlü imkanlara kadar.

 

Şahsım hakkında düzdükleri methiyelerden, yalvarmalardan, beddualardan en ağır tehditlere kadar.

 

Beni ikana etmeleri için o zaman hayatta olan anam, birinci derece yakın akrabalarım, tespit ettikleri hatırlarını kıramayacağım yakın arkadaş ve dostlarım ile seçim çevrem olan Erzurum’daki kanaat önderleri ile din hocalarını ta Ankara’ya kadar gönderiyorlardı.

 

Öyle günler oldu ki artık evde de kalamaz oldum, izimi kaybettirerek otel veya misafirhanelerde kalıyordum geceleri.

 

Her tarafa ajan yerleştirmişler adım adım takip ediyorlardı.

 

O günlerde biz Anavatan Partisi milletvekilleri olarak cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda parti genel merkezinde sık sık toplantılar yapıyorduk.

 

Bu noktada bir anekdot anlatmak istiyorum; artık bu baskılardan gına getirdiğim için telefonlarımı da kapatmıştım.Yine genel merkezde genel başkan Erkan Mumcu’nun başkanlığında toplantı başlamadan önce bir grup milletvekili arkadaş ayaküstü konuşurken, sohbet ettiğim Diyarbakır milletvekili arkadaşımın cep telefonu çaldı, açıp alo dedikten sonra çok affedersiniz ‘’siktir ulan ibne’’ deyip telefonu kapattı.Ben arkadaşıma ne oldu Muhsin Bey deyince ‘’İbrahim Özdoğan nerede, cumhurbaşkanlığı seçimine katılmazsa onu öldüreceğiz’’ dedikleri için böyle küfürlü bir söz ağzından çıkmış.

 

Muhsin Koçyiğit hayatta ve Ankara’da yaşamaktadır, sorabilirsiniz.

 

Aslında ajanlarını ta partinin genel merkezine kadar yerleştirdiklerinin fotoğrafıdır bu.

 

Bir taraftan kendilerine FETÖ damgası vurulan Cemaat, diğer taraftan kankası AKP Anavatan dahil, uygun gördükleri tüm milletvekilleri üzerinde yaptıkları tekliflerle yoğun şekilde çalışıyorlardı ama yargı önünde ispat edilmesi çok zor olur düşüncesiyle kimse kanuna başvurmuyordu.

 

Sadece bir CHP milletvekili kendisine yapılan teklifler nedeniyle yargıya gidip, bugün çok önemli birinin kankası olan birini on ay hapse mahkum ettirmiştir.

 

Burada bir durumu o gün siyasi bir figür olarak anlatmayı milletimin duyması gereken bir borç olarak addediyorum.

 

Yukarıda da açıkladığım gibi o günlerde genel başkanımız Erkan Mumcu’nun başkanlığında sık sık toplantılar yapıyorduk.

 

Erkan Mumcu bir defasında yirmi milletvekili arkadaşımızı tek tek odasına alıp düşüncelerini öğrenmek istedi, sanıyorum bunun nedeni arkadaşlarımız hiç kimsenin etkisi altında kalmadan kararlarını öğrenmek istedi.

 

Benimle görüştüğünde kararımı sorunca ben kendisine bu adamlara ülke idaresinin verilmemesi gerektiği düşüncesinde olduğum yanıtını verince bana ‘’sen milletin vicdanını temsil ediyorsun, nasıl böyle düşünürsün’’ sözleriyle karşılaştım ve o gün itibariyle Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmek niyetinde olduğunu anladım ama daha sonraki günler tahminime göre tabir caiz ise kulağına bir yerden kaçırılan kar nedeniyle tüm milletvekili arkadaşların kendisine verdiğiniz karara uyacağız yetkisi ile seçim turlarına katılmama kararı aldı ve ‘’seçim turlarına katılan milletvekili arkadaşlarımın siyasi sorumluluğunu üstüme alamam’’ tümcesini bastırarak söyledi.Bu tümcenin sadece kafamda bulunan yorumu dışında ne anlama geldiğini söyleyemem ama teke tek görüşmemizde ben kendisine ‘’asker sizi uyarıyor mu?’’ soruma ‘’hem asker hem de Cemaat…’’ şeklinde mealen bir yanıtla karşılaşmıştım.

 

Bu arada bir bilgiyi daha aktarmak istiyorum.

 

Cumhurbaşkanını halk seçsin anayasa maddesini o günlerde RTE’ye öneren Erkan Mumcu’dur.

 

Anavatan partisi milletvekilleri cumhurbaşkanlığı seçim turlarına katılsın diye iktidar partisinin desteği ile çok kısa sürede mini bir anayasa paketi teklifiyle bu madde hemen çıkarılmıştır.-sakıncalı gördüğüm için ben bu maddeye ret oyu verdim-Vatanın ve milletin selameti için cumhurbaşkanlığı seçiminin hiçbir turuna katılmadığımızı hemen ifade edelim, bu adamların hiçbir günahına ortak olmadığımız için vicdanen duyduğumuz huzur bizim için çok önemli bir ayrıcalıktır.

 

Erkan Mumcu’nun Türk milletine bir kazığı olan bu madde bugün geldiğimiz nokta itibariyle ülkemizi diktatörlüğe götürmesi açısından çok sakıncalı olduğu ortaya çıkmıştır çünkü RTE ‘’Beni millet seçti, cumhurbaşkanı gibi değil, devlet başkanı gibi ülkeyi yönetirim, diğerleri gibi davranmam’’ mealinde sözler söyleyerek Devlet Bahçeli’nin desteği ile bugün yasal olarak başkanlık sistemi denilen diktatörlük sistemine geçmek için yoğun şekilde çalışılmaktadır.

 

Sevgili okuyucularım, başkanlık koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir aileye devredilmesi demektir.

 

Bunun nedeni halkı Müslüman olan bir ülke olmamız nedeniyle biat kültürünü üzerimizden henüz atamayışımız, diğer bir nedeni de padişahlıktan kurtulalı henüz yüz yıl bile olmaması ve demokrasi kültürümüzün bütün kurum, kurul, kural, karar ve kültürel davranış biçimleriyle yerleşmemesinden dolayıdır.

 

Halkın biatçı davranış biçimleri nedeniyle başkanlık İslam ülkelerinde din tüccarları tarafından istismara çok açıktır, krallık ve halifeliğe kadar götürür.

 

Şu soru sorulabilir, 2007 cumhurbaşkanlık seçimleri ile bugünkü başkanlık/partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçişin ne ilişkisi var?

 

Tek yanıt veriyorum, bu adamları çok önemli konularda çalışma sistemleri böyle.

 

Her türlü mobbingin ve çıkar ilişkilerine dayalı çıkarcı tekliflerin MHP milletvekilleri ile FETÖCÜ diye nitelendirdikleri ve bugün itibariyle başkanlık oylamasının hatırı için seslerini çıkarmadıkları AKP milletvekillerine de uygulanmayacağından kim emin olabilir?

 

Hatta ben başka bir şeyden daha oldukça kuşku duyuyorum.

 

O da HDP milletvekillerinin de başkanlık/partili cumhurbaşkanlığına oy vermelerini sağlama.

 

Nasıl olacak bu?

 

Çok kolay.

 

Kodese tıktıkları genel başkanları, milletvekili arkadaşları, belediye başkanlarının kurtuluşu için kim fedakarlıkta bulunmaz ki?

 

Bunca sıkıntının arasında bu süreci çok dikkatle izleyelim.

 

Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete!

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Her diktatör akıl hastasıdır
Cumhuriyet’in fabrika ayarlarına dönülmedikçe Türkiye ittifakı kurulamaz
Mansur Yavaş ivedilikle İ.Melih Gökçek dönemini yargıya ve kamuoyuna taşımalıdır