13 Temmuz 2019

15 Temmuz iktisadi demokrasi için başlangıç olsun!

15 Temmuz iktisadi demokrasi için başlangıç olsun!

15 Temmuz Demokrasi ve cümle aziz Vatan şehitlerini Rahmetle, Gazileri minnetle anar. Ruhları şad, mekanları Cennet olsun.

 

 

 

Numan ALADAĞ H&H YORUM

 

 

Türk İslam ahlakında, büyüklük ülküsü:

 

 

Şahsi çıkara önem vermeyen, toplumun iyiliğini isteyen her düşünce insanidir. Bu insani düşünce, toplumun maddi kazançları ile yetinmeyip manevi kazanç davası da güderse, o zaman “Ülkü” olur. Ülküler, birer büyüklük davasıdır. Onun içindir ki, çalışarak, üreterek sanayi ötesi toplum olma düşüncesi, büyüklük davasıdır. Sanayi ötesi toplum olmak ve büyümek isteyen, büyüklük ardından koşan milletlerin ülküsü vardır.

Gerçekten Türk olmak kolay değildir. Her önüne gelen Türk olamayacağı gibi, her Türkçüyüm diyen de Türkçü olamaz.

Her Türkçü, bulunduğu yerin görevini Cenab-ı Allah’a inanarak yaparsa, Türkçülük ülküsü sağlamlaşır, Türkçülük güçleşir ve Fetö denen “İhanet şebekesi” riyakarlar (İkiyüzlüler), bir daha 15 Temmuz gibi olaylara teşebbüs etmez.

 

 

Türkçülerin ilk işi, tasarruflarına verilen görevlerini, arınmış gönül ve inanmış yürek ile yapmaktır.

Türkçülük ülküsü bizden amansız bir görev ahlakı istiyor. Stratejik makamlarda ki bürokrat, hiç yorulmadan bağlı teşkilatlarına, teknik-idari talimatlar verip yaptırırsa, öğretmen bakımından öğreticilik işini yaparsa, memur sinirlenmeden topluma hakkı olanlara zorluk çıkarmadan sorunlarını çözmeye devam ederse, doktor her şeyden önce yurttaşlarının sağlığı ile ilgilenirse, öğrenci her şeyden önce dersini yaparsa, özü-sözü bir olursa, riyakarlık (İkiyüzlülük) yapmazsa ve görevin bizden istedikleri yapılmış olur.

 

 

Biyoloji bakımından canlıların, yani hayvanlarla bitkilerin gayesi, kendi soyunun bütün dünyaya yayılmasıdır. Hiçbir hayvan veya bitki cinsi dünyayı kaplayamıyorsa, bunun sebebi, aynı gayeyi güden başka cinslerin mukavemetiyle karşılaşmasıdır. Cinslerin, aynı gaye için yaptıkları bu etki ve karşılaştıkları tepkiden “hayat kavgası” doğuyor. Bu arada güçsüzler eziliyor, azalıyor; raf bedeli şartı uygulamaları gibi, güçlenerek yayılıp çoğalıyor. Bazı soylar ise yeryüzünden tamamen yok oluyor.

Milletler arasında da aynı yasa hüküm sürer. Millet, adeta bir şuuraltı itişiyle, dünyaya yayılıp hakim olmak ister. Fakat, yayılırken, başka milletlerin mukavemetine çarpar. Böylelikle aralarında savaş başlar. Sonunda güçlüler kazanır.

İnsan toplulukları, yani milletler, yüksek bir şuur derecesine eriştikleri için, onlar arasındaki hayat kavgası, yalnız tabiat yasaları içinde sürüp gitmekle kalmaz. Buna insan şuurunun sistemi ve metodu da eklenir. Bundan da Milli ülküler doğar. Demek ki Milli ülkü, milletin şuuraltında bulunan “yayılıp hakim olma” içgüdüsünün, başkanlar ve klavuzlar tarafından şuurlandırılıp sistemlendirilmiş şeklidir. Ülküye klavuzluk ve başkanlık eden kimselerin iman, irade ve kuvvet derecesi, ülkülerin başarısında birinci derecede rol oynar.

 

 

Millet olarak yaşamak isteyen toplumlar, kendi milli ve tarihi özelliklerini kıskançlıkla korurlar. Türk kültürüne ait özelliklerimizi saklamaya, Milli tarihimizin kadrosunu çizmeye ve gerekirse, dilimizin bütün inceliklerini ifade edebilmek için alfabemize sahip çıkmalıyız.

Milli gelirin adaletle paylaştırılması, Türk toplumu için de elbette Milli bir gayedir. Ferdi ihtiyaçların rahatça karşılanabildiği, refahın yaygın bulunduğu bir ülkede, toplumcu adalet davası gerçekleşmiş olur ve böylece bir davadan bahsetmeye de lüzum kalmaz. Bu sebeple, bir yandan toplumcu adalet tedbirleri alır ve onları sağlam kanuni esaslara bağlarken, diğer taraftan da eğitim ve öğretimde de kaliteyi arttırarak ve ayrıca Ay-Yıldızlı Şanlı Türk Bayrağının dalgalandığı vatanımızda iktisadi alanlarda ilk önce iktisadi demokrasinin varlığını gerçekleştirmeliyiz. İktisadi alanlarda raf bedeli şartı ile her türlü olumsuzlukları oluşturduğunun bilincinde olmalıyız ki, toplumcu adaletin ortamını hazırlayabilelim.

Devlet, nazarı olarak, vatandaşların hayatını koruyup saadetlerini sağlamak için kurulmuş bir müesese olduğundan, toplumcu anlayışımızı huzuru sağlayacak en temelli faktör olarak sayıyoruz.

Toprak, devletin temeli olduğundan, toprakla uğraşıp tarımsal üretim yapanların temel korunur gibi korunması ve daima Türk çiftçisinin eğitilerek, yeniliklerle üretim yapması ve kalkındırılması şarttır. Türk Milleti göçebe zamanlarında bile toprak mülkiyetini kabul etmiş olduğu için, bu mülkiyetin devamı, sosyal yapımızın vazgeçilmezlerindendir.

 

 

Türkçülük ve siyaset

 

 

Türkçülük bir ülkü, siyaset ise iktidara gelme taktiğidir. Onun içindir ki, bir ana inanç ve ana düşünce olan ülkü asla değişmediği halde siyaset, yani taktik, her zaman değişir.

İnsanlar iktidara gelmek için partiler kurarak çalışırlar. İktidara gelmek oy kazanmakla mümkün olduğu için oy sahiplerinin fikrini ve gönlünü almaya uğraşırlar. Bunu sağlamak için taviz verirler; propağanda yaparlar, kendilerini beğendirmeye çabalayıp bol bol da vaatlerde bulunurlar. Hatta rakiplerine iftira bile attıkları da olur.

O zaman, riyakar “İhanet şebekesi” Fetö gibi cemaatlerden oy beklemek 15 Temmuz’ların oluşmasına sıcak bakmak anlamına gelmiyor mu?

Onun içindir ki, oy almak için, çıkarcı ve riyakar olan hiç bir tarikat ve cemaatten oy almaya yönelmeye gerek yoktur. Çıkar amaçlı düşünenlerin, hangi cemaate mensup olurlarsa olsunlar, Allah korusun, sonu Fetö denen “İhanet şebekesi” gibi olur. 12 Temmuz Cuma günü Türkiye genelinde Hutbe konusu, 15 Temmuz idi, Hutbenin konusu gerçekten çok isabetli ve gerçek dini bilgiler anlatıldı. Gönül ister ki, Cuma Hutbelerinde, rüşvet ve riyakarlıklarla ilgili Hutbeler okunsun.

Partilerde ülkü yoktur. İktidara gelmek veya orada kalmak için en aşırı tavizlerden çekinmezler. Bunun bir örneği: 1970’li yıllarda, Adalet partisi, Milli Selamet partisi ve günümüze kadar, iktidar ve muhalefet partileri, cemaatlerden oy almak için çeşitli vaatlerde bulunup tavizler verilmiştir. 1970’lı yıllardan günümüze kadar Fetö denen riyakâr, zulümkarın, oy vaadi ile partilerden aldığı siyasi, ekonomik ve bürokrasi tavizleridir. İktidara talip olan partilerin, Fetö gibi riyakâr ve çıkarcı cemaatlerden hayır beklemesin.

 

 

Bugün partilerin çoğunda Türkçü Türkler vardır. Bir partinin Türkçü olması ve sayılması için, her şeyden önce, Tüzüğünün maddeleri arasında, bir ülkünün ana prensiplerinin yer alması lazımdır. Sonra, partinin yüksek kademelerinde, teşkilatın kilit noktalarında bu ülküye inanmış ve gönül vermiş olanların bulunması gerekir.

Ruhunda Allah korkusu ve vatan kavramı olanların, Milli ülkünün ana prensiplerinden asla sapmaz. Çıkar amaçlı Türkçülük ülküsünü zedeleyecek tavizler vermez.

Türk ülküsü, Milli eğitim Bakanlığı’nın programlarında da yer almak suretiyle, birbiri ardından gelecek nesillerin hafızalarında ve gönüllerine şuurla yerleşirse, bu iş, partisiz de olabilir.

Bir zamanlar İslamiyet’i kullanarak, riyakarlık (İkiyüzlülük) duygularıyla Türk Milletine mesajlar verip, siyasette, bürokrasinin stratejik makamlarında ve ekonomide tavizler alarak jet hızıyla yükselmelerine dikkat edilmedi ve 15 Temmuz olayları oldu. Türkiye de şuan Fetö kadar tehlikeli olan raf bedeli şartın uygulayan ve domuz etini helal ürünlerle aynı raflarda satanlara da dikkat edilmiyor. Eğer raf bedeli şartını ve domuz eti ürünlerini satanlar, kararlılıklarını devam ettirirlerse o zaman, raf bedeli şartına göz yumanlar da o günahlara ortak olmazlar mı?

 

 

ÖNERİ:

 

 

Eğer Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, rahat bir çalışma ortamını yakalamak istiyorsa, hem domuz etini helal ürünlerle bir arada satıp, hem de sözde İslamiyete saygılıymış gibi vekaletlen Kurban kesimi yatırmaktadırlar. Allah aşkına, bu zihniyette olanların özü, sözü bir olduğuna inanıyor musunuz?

Kurban kesimini 13, 16 ve 22 kilo gibi sabit rakkamlarla kesiyorlar. Allah aşkına sabit rakamlarla Kurban kesimi olur mu? Kurban kesimi yaptıran müşteriye İslam kurallarına göre vekalet alınıyor mu? Kurban derileri, Türk hava kurumu, Kahraman Türk Mehmetçik vakfına veya Türk Kızılay’ına veriliyor mu?

Onun içindir ki Recep Tayyip Erdoğan, riyakarlık duygularıyla domuz eti ile helal ürünleri, yer ve enerji tasarrufu olsun diye satan mağaza zincirlerine, fırsat vermemelidir.

Raf bedeli şartı demek, her türlü olumsuzlukların meydana gelmesi demektir. Olumsuzluklar olduğu zaman da, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, hem ekonomik hem de her türlü olumsuzluklarla kıymetli zamanını harcamak demektir. Bu tür faaliyetler de hükümet yetkililerinin, çalışmalarını engellemektedir.

Raf bedeli şartına, sigara yasağı gibi caydırıcı yasalarla son verilmelidir ki, Türk sanayicisi-çiftisi ve Türk milleti huzur içerisinde yaşamını sürdürsün ve hükümet yetkilileri de, kısmen de olsa stratejik konuların çözümü için, rahat bir nefes alıp fırsat yakalasın.

Hz. Muhammed (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde, ”Kötü kişiyi anmaz kötülüğünü söylemezseniz halk nereden bilecek onu? Kötü kişiyi kötülüğü ile anın da halk, ondan çekinsin.” Başka bir hadis-i şerif de, “İki, birden hayırlıdır, üç, ikiden hayırlıdır, dört, üçten hayırlı; topluluğa uyun, çünkü Cenab-ı Allah, benim ümmetimi ancak doğru yolda toplar.” buyuruyor.

Zamanın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ diyor ki: ”Yolsuzluk yapanların Allah Belasını Versin.” Bu Milli seslenişler, Büyük Türk Milletinin, bölünmez bütünlüğünü bozma hayalinde olan çıkarcı, rüşvetçi riyakarların da, Allah belasını versin inşallah.

 

 

Milli Eğitim Bakanına öneri:

 

 

Dahili-harici vatan hainleri, Fetö gibi kişileri kullanıp Türk Milletinin birlik-beraberliğini bozmaya çalışanlar, Australia-Silver şehri, Brokin Hill savaşında iki isimsiz Kahraman Türkün tarihini okumalıdırlar ki, Türkleri daha iyi tanıma fırsatını yakalayıp, hain düşüncelerinden vazgeçsinler. Tarih derslerine bu iki isimsiz Kahraman Türkün, zaferi yer almalıdır ki, Türk gençliği atalarının zaferleri ile, vatana sahip çıkmayı ruhlarında taşısınlar.

Tarihi Türk geleneklerine göre çeşitli insanlar arasında yaşamaktayız. Çeşitli insanlar arasında yaşadığımıza göre, çevremizde bulunanların dış görünüşünden daha çok iç görünüşlerini tanımak zorundayız. Bir ülkede yaşayanların tamamen iyidir veya kötüdür diyemeyiz. Arasında iyisi de vardır kötüsü de. İyiliği kötülüğüne galip olan iyidir, kötülüğü iyiliğine galip olan kötüdür diyebiliriz. O halde her karşılaştığımız insanla Fetö’nun Müslümanlığı gibi samimi olmamız doğru değildir.

Örneğin: Sadakat ve samimiyetle İslamiyet’i eda ettiğini ve alınlarında kim olduklarını tanıtan işaret ve levhalar asılı değildir. Onalar her karşılaştıklarına kendilerini gayet vicdan muhasebesi ahlakına sahip dürüst mert ve kibar… İnsanlar olarak tanıtmaktan hiçbir zaman, iki yüzlülük ve Fetö gibi riyakârlık kültürleriyle geri kalmazlar.

Aynı mahallede oturuyorsan ve aynı iş yerinde çalışıyorsanız bile, sizi tuzağa düşünceye kadar kendilerini iyi tanıtmaya, sizden çok hoşlandıklarını, tam manasıyla aynı ekranda aynı şarkıyı söyleyen bir arkadaş olduğunuzu, bu samimiyetin ömür boyu devam edebileceğini, hatta bazı işleri beraber yapabileceğinizi ve her konuda güven duyabileceğinizi… Tekrar tekrar söylemekten, daima sizin gibi düşündüklerini belirtmekten geri kalmayacaklardır. Bu samimiyet ve güvenin bencillik ve çıkarcılık ahlakını taşıyorsa bir-iki ay içerisinde foyaları meydana çıkıyor. Maddi çıkarcılar ve münafık zihniyetliler ne zaman ki tasarladıkları oyunun tuzağına sizi düşürüp ameline nail olacak işte o zaman, onların nasıl insan olduklarını anlayabilirsiniz.

Bu konuda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Fetö denen riyakarı işaret ederek bakın ne diyor: ”Onların ihanet şebekesi”olduklarını nereden bilelim: Müslümandır diye yardımcı olduk. Meğer ki, tam Vatan hainleri imiş, ifadesi ile açıkça pişman olduğunu söylüyor.

Olan olduktan ve tuzağa düşüp zararı gördükten sonra karşınızdaki insanın kim olduğunu anlamanız hiç bir değer ifade etmez. Marifet, onun tuzağına düşmeden, nasıl bir insan olduğunu öğrenmektir. Ne yazık ki aramızda çıkarcı ve samimiyetsiz dünya malını, Allah’a tercih eden insanların tuzaklarına düşenlerin sayısı çoktur. İnsanların terbiyesine ve utanma duygusu olduğuna önem verecek olursak, kul hakkı olan haram ve ahlaksızlığına bürünen kişilere stratejik önemi olan görevler ve fırsatlar vermemeliyiz.

 

 

15 Temmuz ve İktisadi Demokrasi

 

 

15 Temmuz olaylarını meydana gelmesinin baş sebeplerinden birisi de, kara para hareketliliğidir. Suriyelilerin Türkiye de ki, ticari ve işgücü faaliyetleri, Türk Milletinin, sosyal güvenliğini de tehlikeye atıyor. Suriyelileri çalıştıranların, açıkça vergi kaçakçılığı yaptıkları ortadadır. Bunun en büyük örneği; Şanlıurfa-Akçakale ilçesine ki, Suriyelilerin, işgücü (çalışma), ticaret ve her türlü ahlaksızlık faaliyetleri birer örnektir. Suriyelilerin, Türk ekonomisine ve her türlü ahlaksızlıklara verdikleri zarar, acaba Hükümet yetkilileri tarafından takip edilip, hesaplandı mı?

İç ve dış düşmanların ilk hedefi: Türkiye de RAF bedeli şartı ile işsizlik ve ahlaksızlıkların oluşmasınasının önünü açmaktır. İşsizlik demek de, yeni FETÖ Terör örgütleri gibi aynı zihniyette olanların önünü açımak demek değil midir?

Allah, Kur’an, Hz. Muhammed, Hadis-i şerifler’in dışında İslamiyet eda edilmez ve kişilere sığınıp ümit bağlanmaz. Ayrıca maddi-manevi çıkar sağlamak için, benim kulübümün (Cemaatimin) şu kadar oyumuz vardır diyerek, sadakatsizSamimiyetsiz faaliyetleri ile ekonomik çıkar, siyasi, bürokrasi ve haksız görev ve ihale kapmalarına, bari bundan sonra kontrol edilerek fırsat verilmesin. Bu riyakar vatan hainlerine hainlere, ilgili resmi kurumlar tarafından dur denilmelidir.

Bir hastanın bir yerinde yara var ise, doktorlar orayı ameliyatla temizliyorlar ki, vücudun diğer yerlerine yayılmasın ve hastalık şifaya kavuşsun. Onun içindir ki, FETÖ terör örgütüne mensup olduğu tescilli olanların da, kamu kuruluşlarında temizlenmesi gerekir.

 

 

15/Temmuz olaylarının meydana gelmesinin ana aktif maddesi (Sebebi), kayıt dışı ve vergilendirilmemiş para hareketliliği ve Suriyelileri kaçak çalıştırmaktır.

Kayıt dışı (Kara para) ve RAF bedeli şartı kontrol altına alınmaz ise, FETÖ Terör örgütüne benzer bir çok Vatan hainleri ortaya çıkar. Allah korusun daha tehlikeli 15/ temmuz’lar yaşanabilir!

Onun içindir ki, ilgili kurum ve yetkililer, kayıt dışı ekonominin bir kolu da, RAF bedeli şartıdır. Bunlarla mücadele etmek için, araçlarda seyir halinde iken, telefonla konuşulduğu tespit edildiğinde getirilen para cezasının aynısının, RAF bedeli şartını uygulayanlara da getirilmelidir.

İlgili kurumlar, ”Gün ekonomik terörün bir dilimi olan raf bedeli şartı ile, zulüm edenleri iyi teşhis edip, tanıma günüdür.” Milli seslenişini esas alarak Türk sanayicisine bu RAF bedeli şartını uygulayanlara, dur demelidir.

”İnsanların değeri makamı, maddi gücü ve sırtındaki elbise ile ölçülmez. Bencillik ve çıkar amaç üzerine kurulan dostluklar, kısa zamanda yıkılır.”

Cenab-ı Allah, ruhunda Allah korkusu, vatan sevgisi ve kul hakkını yemeyen kişileri vatana hizmet etmesini kendilerine nasip etsin.

Cümle Vatan şehitlerini, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü , Mareşal Fevzi ÇAKMAK’ı Rahmetle, Gazileri minnetle anar. Hastalara acil şifalar dileriz.

Cenab-ı Allah, Büyük Türk Milletinin, birlik ve beraberliklerini bozmasın. Amin.

Kaynakça:

Hazreti Muhammed ve Hadisleri. Yazar: Abdulbaki Gölpınarlı Kasım 1964 Okat yayınevi 3 cü baskı.

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar

 | 
 |