15 Temmuz demokrasi ihaneti ve diktatörlük nöbetleri

15 Temmuz demokrasi ihaneti ve diktatörlük nöbetleri
15 Temmuz 2017 08:50

Sevgili okurlarım, bilindiği üzere bugün o meşum (uğursuz) günün yıldönümü ve yaşamımdaki derin bir acının unutulmaz gecesi.

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

15 Temmuz, askıya alınmış iyi kötü işleyen demokrasimizin tam anlamıyla mezara gömüldüğü ve diktatörlüğün zalimce ilan edildiği gün ve gecenin adıdır.

 

 

15 Temmuz gecesi ”demokrasiyi kurtardık” yaftasıyla diktatörlük ilan edilmiş, ”demokrasi nöbetleri” toplumsal yutturmacasıyla Türk halkının bir kısmı uyutularak, uyuşturularak sokaklara çağrılıp ”diktatörlük nöbetleri” tutturulmuş, kutsal mekanların minarelerinden din görevlilerine zoraki çığırtkanlık yaptırılarak, Allah adına olmayan sahte ezan/ sahte sala okutturularak uzun zamandır toplumu demir balyozlarla yöneten adam, oluşturulan sahte naylon bir darbenin sonunda diktatörlüğü tescil edilmiştir.

 

 

İslam’ı kullanan diktatörlük merkezinin ölüm vakalarında, Cuma namazlarında Osmanlı zamanında dış düşmanla savaş olduğu zaman birkaç defa okutulan kutsal salayı ve ezanı, sanki bir şey varmış gibi günlerce okutmak hem kutsallara hakaret, hem de insanlarda nefret doğurmaktan başka bir işe yaramadı ve yine aynı nefret duygularını oluşturuyor.

 

 

Afrika yerlileri bile yerel aletlerle çaldıkları savaş tamtamlarına bu denli dayanamıyorlar çünkü böyle bir durum toplumsal depresyonlara sebep olur ama zifiri karanlık diktatörlük merkezi zihniyeti bunu asla anlayamaz, çünkü 7.Yüzyıl dogmatik inançlara dayalı Arap içgüdüsü ile hareket ediyor.

 

 

Evet, 15 Temmuz gecesin tiyatrovari oynanan naylon darbe ki, bunu Türk basınında dile getiren bu satırların yazarı, sonradan benim düşüncelerime dayanarak yaftalandırılan kontrollü darbeden bir hafta sonra yazdığım 22 Temmuz 2015 tarihli OLAĞANÜSTÜ HALE NEDEN GEREK GÖRÜLDÜ başlıklı makalemde bugün bütün çıplaklığı ile meydana çıktığı gibi düşüncelerimi açıklıyorum ki, bu yazının da tam anlaşılması bakımından linkini tıklayarak okumakta yarar olduğunu düşünüyorum.

 

 

Yani o gece siyasal alanda yaşamın ne kadar gerçekleri varsa, AKP’nin diktatörlük makamı bunlar

 

 

ın tam tersini göstererek halkın bir kısmını amiyane tabirle kandırmış, gelinen süreç içerisinde kandırmaya devam etmiş ve bugünde tüm yoğunluğuyla kandırıyor.

 

 

Bunu nasıl yapıyorlar veya daha açıklayıcı soruyla din tüccarları bunu nasıl ve neye dayanarak yapıyorlar.

 

 

Buna kısa yoldan yanıt verecek olursak, bu kurnazlığın menşeini din kurallarının içinden(Kur’an veya hadisler) çıkararak yapıyor ve düşman ilan ettiklerine karşı merhametsizce uyguluyorlar.

 

 

Şimdi önce Kur’an’ın Saff suresi 8.ayetindeki ”Onlar(kafirler) ağızlarıyla(sözler, sloganlar, konuşmalar) Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar.Habuki, kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır” ifadesini ortaya koyalım ve dinci siyaset tüccarlarının bu ayetten edindikleri kurnazlığı deşifre edelim.

 

 

Bu ayette anlatılmak istenen şu ki, kafirler size her gerçeğin tersini söyler ve sizin beyinlerinizi sözleri, konuşmaları, sloganları ve kullandıkları kelimelerle yıkayarak sizi aldatıp kandırarak İslam’ın nurunu söndürmek istiyorlar-İslam’ın ışığını, aydınlığını yok etmek istiyorlar; nur Arapça’da ışık, aydınlık anlamına gelmektedir-

 

 

İşte din tüccarı siyasetçiler bu ayeti kendi rakiplerine veya değiştirmek istedikleri topluma karşı uygulayarak yani her şeyin tersini söyleyerek, daha doğrusu insanlara cazip gelen sözleri söyleyerek toplumun beynini yıkayıp hedeflerine varırlar ve çok merhametsizdirler.

 

 

Din tüccarı siyasetçiler ne sözler söylediler:

 

 

Demokrasiyi kurtardık dediler, halbuki malum kişinin diktatörlüğünü kurtarıp, onu daha da perçinleştirdiler.

 

 

Halkı demokrasi nöbetine çağırdılar ama aslında yukarıda ayetini açıkladığım kurnazlığı kullanarak aslında milletimizi diktatörlük nöbetine çağırdılar.

 

 

15 Temmuz gecesi askerin değil, diktatörlük merkezine bağlı keskin nişancı milislerin kurşunlarıyla ölen insanları şehit ilan ederek, yukarıdaki, siyasal yaşamlarında rehber edindikleri ayet mucibince gerçekleri bir daha çarpıttılar.

 

 

İşte bunlar bu kadar kurnaz.

 

 

Zira, aslında din tüccarlarına göre İslam uğruna ölmek gerçek şehitliktir, bunun dışında ölünen her şey kafirliktir.

 

 

Bunlara göre demokrasi uğrunda ölmek bile kafirliktir ama bunlar uyguladıkları dinsel taktik gereği bir de ‘’demokrasi şehidi’’ yaftası oluşturarak Türk toplumunu kandırdılar.

 

 

Cüppeli Ahmet Hoca gibi karanlık inanışlara sahip bir yobaz bile insanları demokrasi nöbetine-aslında diktatörlük nöbeti- çağırmış ve bunun çok sevap getirici bir davranış olduğunu açıklamıştı.

 

 

Çünkü takiyye yapmıştı.

 

 

Takiyye İslam literatüründe kafirleri kandırmak için söylenen yalan anlamına gelir ve günah kavramının dışındadır.

 

 

İşte Cüppeli Ahmet Hoca’da İslam’ın bu fıkıh kuralına dayanarak insanları demokrasi nöbeti dedikleri diktatörlük nöbetine çağırmıştır, aslında ona göre demokrasi küfürdür, kafirliktir.

 

 

İşte bu nedenle din tüccarı sahtekarların her tarafından yalan ve aldatma akar, yönetimlerde en büyük hırsızlıkları onlar yapar, toplumları kitlesel katliamlara en çok onlar sürükler ve bu nedenle yüz binlerce, milyonlarca insan ölür-ülkemizin durumunu anımsayalım ve Suriye iç savaşında teröristleri her bakımdan güçlendirenleri unutmayalım-

 

 

Şimdi 15 Temmuz naylon tiyatro darbesinin neden yapıldığına gelelim.

 

 

Bunun tek bir nedeni vardır, o da bu ülkede ebedi liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün nurunu(ışığını, aydınlığını) söndürmek ve yerine Ortadoğu çöl Arap’ının koyu kapkaranlık düşüncelerine dayalı, insanların zekalarını körleştirici, aslı ise Hammurabi yasalarından alınma din kurallarını yerleştirerek sultanlıklarını ilan etmekten başka bir şey değildir.

 

 

Çünkü Büyük Atatürk’ün nuru insanların özgürleşmesini sağlayan bilim ve akla dayalı kurallardan oluşur ve insanların zekalarını daha da geliştirerek köleleşmenin önüne geçerek asla kimsenin sultasını(diktatörlük) kabul etmez ama Ortaçağ bataklığının ürünü olan uydurma din kuralları akıl ve bilim dışı olduğu için zeka körleşmesi sonucu insanlar gönüllü olarak köleliği kabul ederler.

 

 

İşte diktatörlük merkezi bu sosyolojik gerçeği çok iyi bildiği için 15 Temmuz naylon tiyatro darbesini yaparak Atatürk’ün nurunu ülkenin en hücresel birimlerinden bile kaldırmak için yapılmıştır.

 

 

Büyük Atatürk’ün nuru öyle bir aydınlık yoldur ki, o büyük dahiye ‘’Gerçek kafirler, bilim ve fenne inanmayanlardır’’ hakikatını söyletmiştir.

 

 

Evet, o büyük dahi ne kadar tanrısal(ilahi) bir gerçeğe işaret etmiştir ki, bilim ve fennin yaratıcısı ve bu hususta doğa kanunlarını koyucusu Tanrı’dır ve bunu inkar etmek, gizlemekte gerçek anlamda kafirliktir, tıpkı çöl Arap’ı hurafelerine, dogmalarına inanmanın kafir yaptığı gibi.

 

 

Zira kafir, Arapça’da çiftçiye verilen addır ve bu yolla İslami literatire geçmiştir; çiftçi tohumu yeşermesi için nasıl toprağın altında gizlerse, kafir’de bu benzetişimle gerçekleri gizleyen anlamına gelmektedir.

 

 

İşte Tanrı’nın yarattığı bilim ve fen gerçeklerini inkar eden her yobaz ve din tüccarı da beş yıldızlı bir kafirdir.

 

 

Aynı zamanda Arapça’ya da hakim olan Atatürk bu kavram ve gerçekleri çok iyi biliyordu.

 

 

Büyük Atatürk ölçüt olarak Batı uygarlığını hedeflemişti ve Türk milletini oraya, hatta daha üstüne çıkarmak istiyordu.

 

 

Bu nedenle meşhur ‘’Medeniyet öyle bir nurdur ki, ona karşı çıkanları yakar kavurur’’ sözünü söylemişti.

 

 

Diktatörlük merkezinin naylon darbecileri bizi Atatürk’ün yolu olan Batı medeniyetinden alıkoyup, Ortadoğu’nun sırttan hançerleyici, düşünsel seviyeleri 7.Yüzyıl ve öncesi seviyesinde olan Arap bataklığına gömme peşindeler.

 

 

Bakın, 15 Temmuz naylon tiyatro darbesi sonucu Cumhuriyetin bütün kurumlarını alt üst ederek okulları Arapçılık propagandasının yapıldığı imam-hatip okullarına dönüştürdükleri gibi modern Türkiye’nin askeri okullarını toptan kapatarak Atatürk’ün nurunu Türkiye’nin üzerinden silme gayretine düştüler babalarının çiftliği gibi.

 

 

Türk ordusunun şan ve şerefi ile oynadılar, küçük düşürdüler.Tüm Atatürkçü, ulusalcı ve yeryüzünde Tanrı’nın kılıcı olan NATO’ya bağlı subay ve generalleri Türk ordusundan diskalifiye ettiler.

 

 

1.Dünya savaşındaki işgalci güçler ve Kurtuluş Savaşı’nda ki Yunanlılar bile Türk ordusunu bu kadar rencide etmediler ve küçük düşürmediler.

 

 

Şimdi de adına 15 Temmuz dedikleri o aşağılık naylon tiyatro darbenin yıldönümünde yaptıkları afişlerle Türk ordusuna çok çirkin hakarette bulundular ve onu Arap sevdalısı sivri zekalılara teslim olmuş aşağılık asker olarak gösterdiler ki, bu öyle yenilir yutulur bir hakaret değildir, böyle bir hakareti Ruslar bile bize yapmamıştır.

 

 

Zira Pilevne kahramanı Gazi Osman Paşa Ruslara yenilip esir alındığında, Ruslar bu soylu Türk paşasına sonuna kadar kahramanca çarpıştığı için törenle kılıcını kendisine iade edip, serbest bırakmışlardır.

 

 

İşte Ruslar’ın yaptığı, işte kendilerinin namus ve şerefini koruyan din tüccarlarının yaptıkları çirkin saldırılar.

 

 

Bir de sahibinin sözcüsü Binali Yıldırım bu afişler hakkında ‘’Alınganlığa gerek yok.TSK’yı hedef alma düşüncesi yoktur’’ diyerek Türk ordusu düşmanlığının üstünü örtmek istiyor, yukarıda zikrettiğim kurnazlık öğretici rehber ayeti taktiğiyle.

 

 

Peki, adama demezler mi, atıyorum; tanıdığın birine birisi tecavüz etse ve o tecavüz eden alçak kendini savunurken ‘’Alınganlık gösterecek bir şey yok.Namusunuzu hedef alma düşüncem yoktur’’ derse bu sizce makul mudur?

 

 

Geçin bunları geçin bayım, ben sizin iliklerinize kadar teolojik düşünce ve davranışlarınızı biliyorum, sırası geldikçe hapsini deşifre edeceğim.

 

 

Siz 15 Temmuz demokrasiye ihanet ve diktatörlük nöbetleri için hazırlanan afişlere bakın Türk askeri açıkça düşman ilan edilip Anadolu’yu işgal eden Batılı askerlerin derecesine düşürülerek birinde ‘’15 TEMMUZ DESTANI’’ tıpkı Çanakkale destanı gibi gösterilerek bilinçaltlarındaki Türk askeri düşmanlıklarını; bilinç dışı, akıl dışı olarak cahilce açığa çıkarmışlardır.

 

 

Diğer afişte ise ‘’15 TEMMUZ BİZİM YENİ ÇANAKKALE’MİZDİR, DUMLUPINARIMIZDIR, SAKARYAMIZDIR’’ denilerek, Türk ordusunu doğrudan Yunan ordusu olarak gösterilmiştir; zira bu zaferler Yunan ordusuna karşı kazanılmıştır ve basit bir mantıkla Türk ordusu, düşman ordusunu düşman ordusu olarak algılatma çabası vardır, yukarıda zikrettiğim ayet taktiğiyle.

 

 

Bir de bu çirkin afişte Atatürk’ün nurunu silip kendi zifiri karanlık düşüncelerini hakim kılma çabası çok açıktır; zira gerçek kahraman silinip yerine çakması konulmak isteniyor.

 

 

Bunu ancak şimdiye kadar geldiği nokta itibariyle diploması, konuşmaları, serveti, iktidarı vs. her şeyi çakma olanlar ve buna dadananlar yapar.

 

 

Tarih çakma kahramanları hep ayıklamış ve gerçeklerini layık oldukları yere oturtmuştur.

 

 

Dünyada ve ülkemizde sahtekarca yapılan çok çakmalıklara tanık olmuşuzdur ama çakma diploma ile cumhurbaşkanlığına ve çakma sloganlarla kahramanlığa soyunmaya hiç rastlanmamıştır.

 

 

Böyle bir cüret Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek çaptadır ve psikiyatrının konusudur.

 

 

Tüm bunları makalenin başlangıcında açıkladığım Kur’an’ın Saff suresi 8.ayeti olan ‘’Onlar(kafirler) Allah’ın nurunu ağızlarıyla(sözler, sloganlar, konuşmalar) söndürmek istiyorlar…’’ taktiğini kullanarak rakiplerine ve düşman olarak gördüklerine yapıyorlar ve bundan sonra da yapmaya devam edecekler.

 

 

15 Temmuz naylon tiyatro darbesi ile her zaman yinelediğim gibi, fetöcü diye yaftaladıkları insanları değil-çünkü onlar et kemik örneğinde olduğu gibi birbirlerinin ortağıdırlar-tüm kurumlardaki Atatürkçü görevlileri işlerinden attılar veya hapislere tıktılar, çetin işkencelere tabi tuttular.

 

 

Türk ordusunun adeta hınç ve intikamla Atatürkçülüğü yok edercesine içini boşalttılar.

 

 

İnsanların mal varlıklarına el koydular.

 

 

Bunu neyle yaptılar?

 

 

Darbecilik oyunu sonrası ilan ettikleri OHAL ile yaptılar.

 

 

Diktatörlük merkezi bir fabrikanın seri mal üretmesi gibi emirname yağdırarak tüm kurumları ve ekonomiyi tarumar etti.

 

 

Bir taraftan da ülkede Türk nüfus oranını aşağıya çekmek ve ülkemizi Araplaştırmak için Ortadoğu’nun Arap gorilleri Türkiye’ye doldurularak bir taraftan onların ekonomik yükünü çekip, sebep oldukları kriminal olaylara dayanırken, diğer taraftan bu Arap gorilleri Türk kadınlarına cinsel taciz ve tecavüzde bulundular ve devam ediyorlar buna.

 

 

15 Temmuz demokrasinin değil, diktatörlüğün yıldönümüdür.

 

 

Bunlar demokrasi nöbetine değil, diktatörlük nöbetine çağırıyorlar.

 

 

15 Temmuz’un ve diktatörlük merkezinin hedefi Türkiye torakları ve semaları ile insanlarımız beyin ve kalplerinden Atatürk’ün nurunu silerek, çöl Arap’ı zihniyetinin hakim olduğu kapkaranlık diktatörlüğü getirmektir ki, bunu bir ölçüde başardılar ama hala ufukta Hazreti Atatürk’ün nurunu taşıyan bir geminin yaklaşmakta olduğunun da gayet iyi ayırdındayız.

 

 

Tıpkı 19 Mayıs 1919 gibi.

 

 

Ne yapacağız?

 

 

Türk ordusunu düşman ilan edenlerle ‘’Kuvay-ı Milliye’’ ruhuyla mücadele edeceğiz.

 

 

Bu ülkeden Büyük Atatürk’ün nurunu yani akıl ve bilim yolunu kaldırmak isteyen zifiri karanlık mensubu Arapçılarla sonuna kadar mücadele edeceğiz.

 

 

Onların strateji, taktik ve psikolojik harekat yöntemlerinden daha iyileri olan Büyük Atatatürk’ün bize hedef olarak gösterdiği akıl ve bilim yolunu kullanarak saptadığımız strateji, taktik ve psikolojik hareket yöntemlerini kullanarak kendilerini iktidardan uzaklaştıracağız.

 

 

Ama onların Atatürkçülere uyguladıkları dinsel taktiği hiçbir zaman unutmayalım ve en azından aynı ölçüde bu beyin yıkama yöntemlerine önlem almaktan ve yanıt vermekten çekinmeyelim.

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Meral Akşener’e kumpas mı kuruluyor?
Arap kültür emperyalizminin Türkiye acentaları
Fakıbaba seni biraz adam bilirdim