1 Mart 2003, Türk Milleti’nin emperyalizmi ölüm döşeğine koyuş zaferi

1 Mart 2003, Türk Milleti’nin emperyalizmi ölüm döşeğine koyuş zaferi
1 Mart 2016 08:00

Milletlerin tarihinde çok önemli dönüm noktaları vardır.

 

 

 

 

 


İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

Türk Milleti’de uzun tarihi boyunca büyük badireler atlatmıştır.

 

Bunlardan birisi de kişisel ve siyasal çıkarlarını emperyalistlerin çıkarları ile birleştiren AKP Hükümeti’nin, Amerikan Ordusu’nun bir daha çıkmamak üzere ağır kara, hava, deniz kuvvetlerine ait silah, mühimmat, teçhizat, savaş uçakları, savaş gemileri ile sayıca 62 bin denilen ama çok daha fazla sayıda askerin ülkemize yerleşmesi için TBMM’nin önüne getirilen 1 Mart 2003 Tezkeresi’nin, Türk Milleti’nin iradesinin temsil makamı olan Parlamento tarafından aynı tarihte reddedilişi tarihimizin çok önemli bir dönüm noktası ve ender zaferlerinden bir tanesidir.

 

Bu reddedilen tezkere ile emperyalizmin bir daha düzelmemek üzere beli kırılmış ve ölüm döşeğine gönderilmiştir.

 

Bu reddedilen tezkere ile Irak’da Amerikan askerlerince bir buçuk milyon Müslüman’ın katledilmesine rağmen yine de yüz binlerce insanın yaşamı kurtarılmıştır.

 

Bu reddedilen tezkere ile Amerikan Ordusu, Irak’a Körfez’den girmeye mecbur edilmiş, bu nedenle de çok sayıda asker zayiatı verdirilmiştir.

 

Eğer bu tezkere reddedilmeseydi, büyük zayiata uğrayan Amerikan Ordusu kolay kolay Irak’ı terketmeyecekti ve bugün bu ülkede Amerika’ya muhalif bir yönetim olmayacaktı.

 

Tüm bu olaylar Amerikalıların çok iyi bildikleri ve patenti de onlara ait olan “Bilardo masasında yuvarlanan bir top başka bir topa vuruyorsa, daha once kendisine vuran bir top veya kendisinin dokunduğu bir top nedeniyledir’’ metaforu dış siyasal gelişmeleri çok iyi açıkladığı gibi aynı zaman da iç siyaset içinde kullanılabilir.

 

Aslında insanın tüm yaşamı bilardo topu metaforunda olduğu gibi yaşamındaki olaylar zincirine gore şekil alır.

 

İşte 1 Mart 2003 Tezkeresi’nin reddedilişi de Ortadoğu tarihinin seyrini değiştirmiş ve emperyalist ABD’nin dünya kamuoyu önünde burnunu kırarak forsunu yerle bir etmiştir.

 

Bakın bugün Amerika Ordusu önümüzdeki yıllar için onlarca trilyon dolarlık kısıntıya gidiyor ki, bunda TBMM’de reddedilen tezkerenin etkisi en büyük neden.

 

Milletvekili olduğum o dönem de bu tezkereye ret oyu vermiş bir yurtsever olarak kendimi çok bahtiyar hissediyorum.

 

Gözü dönmüş Amerikan askerlerince insanların katline ve kadınların tecavüzüne sebep olmadığım için vicdanım çok rahat.

 

Asıl sorulması gereken soru, dinsel inanç ve dinsel duyguları kullanarak iktidara gelen AKP ve onun başı BOP Eşbaşkanı Tayyip’in Müslümanları yok etme ve kadınlarının ırzına tecavüz edilmesi pahasına, emperyalist ABD’nin çıkarları için bu içeriği aşağılık tezkereyi neden çıkarmak istediğidir.

 

 

19 Aralık 2012’ de 1 Mart Tezkeresi ile ilgili yazdığım “1 MİLYAR DOLARA TÜRKİYE’Yİ AMERİKA’YA İŞGAL ETTİRECEKLERDİ’’ aşağıya alıyorum zafer yıldönümü dolayısıyla.

 

 

Ama lütfen din tüccarı siyasetçilerin paradigmasını anlamanız için 18 Şubat 2013’de yazdığım Dinciler neden Amerika’ya taparcasına aşıktırlar ve neden işbirliği yaparlar? makalemi bir daha okuyunuz.

 

1 Milyar dolara Türkiye’yi Amerikan ordusuna işgal ettireceklerdi

 

Tabii ki, 1 Mart 2003 tezkeresinden bahsediyorum.

 

O tarihte çiçeği burnunda bir AKP milletvekiliyim.
Ama damarlarımdaki Türk kanı, milliyetçilik duygularım, İslami inançlarım ve her şeyden önce evrensel bilgi ile akıl denilen melekemi rehber olarak sonuna kadar kullanma tarzım yanlış kararlarımın önünde bir set oluşturuyordu.

 


Şunu baştan söyleyeyim ki, ”1 Mart Tezkeresine” ret oyu vermiş ve şu anda vicdanen çok rahat yaşayan ender sayılabilen, şanslı siyasetçilerden birisiyim.
Gerçekleri dile getirdiğim ve hep vicdanımın doğrultusunda oy kullandığım için şimdi TBMM’de olmasam bile ”Öte”de bu konuda bir sorumluluğum olmadığı için çok rahat ve huzurluyum.
Bu huzursuzluğu ve vicdan azabını, ancak Irak’ta milyonlarca insanın, ABD askerlerince katledilmesine, sakat kalmasına, yüzbinlerce kadına tecavüz edilmesine, ülkenin baştan sona tahribata uğramasına ve bir milletin şerefinin ayaklar altına alınmasına sebep olan siyasetçiler, yöneticiler duysunlar.
Şimdi anlatacaklarım nedeni ile kendileri imam-hatip mezunu oldukları için ne demek istediğimi çok iyi bilirler ki, İslami litaratürle ”bu dünyalarını ahiret yurduna tercih edenler’‘in Allah’ın ”sınırsız güç pençesi”nden hiçbir kurtuluşları olmayacaktır.
Bir metafor yaparsak bunlar, 1 gramlık çıkarları için dünyayı ateşe verecek tıynettedirler.
Kısaca, 1 Mart 2003 tezkeresi nedir?
Irak krizi konusunda ABD güdümlü AKP hükümeti tarafından 25 Şubat 2003 tarihinde TBMM’ye sunulan ve başlık olarak ”Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi” olan tezkere.

 


Yukarıdaki yalın ifadelere bakarak bu tezkerenin çok masum olduğu sonucuna sakın kimse aldanmasın; çünkü tuzaklarla dolu ve Türkiye’nin Amerikan Ordusu’nca işgali demekti ki bu durum, esas gayesi de Tayyip’in eş başkanlığını yaptığı ”Büyük Ortadoğu Projesi” çerçevesinde, sınırları yeniden belirlenecek ve parçalanıp bölünecek 22 ülkeye yapılacak savaş harekatı böylece ülkemiz üzerinden yapılacaktı.

Bakın neden?

ABD, Irak krizi nedeniyle Türkiye topraklarına 40 bin asker göndereceğini belirtmişti sonra bu sayıyı 80 bine çıkardı fakat Tayyip ve o günün başbakanı Abdullah Gül, kamuoyu baskısından ve tezkerenin geçmeyeceğinden korktukları için muhatapları ve büyük dostları olan George W. Bush’u ikna ederek 62 bin sayısında karar kıldılar, (yine de bir ülkeyi işgale yeter sayıda) yoksa ülkelerini düşündüklerinden değil.

Devam ediyorum, o gün AKP genel başkanı Tayyip’in ve başbakan Abdullah Gül’ün siyasal çıkarları için Türkiye’yi mahvetmeye ve bölüp parçalamaya yeterli sayıda Amerikan askeri, taşeronu ve işbirlikçisi oldukları ABD’ye yine askeri bağlamda verdikleri ödünlerle.

ABD önce kendi oluşturduğu Irak krizi bağlamında Mersin ve İskenderun limanlarını kullanmak istiyordu sonra buna Samsun, Trabzon ve İzmir limanlarını eklediler.

Yine bu bağlamda, ABD önce İncirlik, Afyon, Diyarbakır, Antalya hava alanlarını Irak için kullanmak istiyordu sonra bunlara ilaveten, Batman, İstanbul Sabiha Gökçen, Muş, Balıkesir, Konya, Van, Erzurum, Erzincan ve Çiğli havaalanlarını da eklediler.

Ayrıca Türkiye’ye ABD Ordusunca sokulacak savaş uçağı sayısı önce 233 idi, sonra bunu 250 sayısına yükselttiler. Ayrıca tam teçhizat silah donatımlı 65 te helikopter girecekti aziz vatan topraklarına coniler tarafından.

Bunun adına ABD derler; psikolojik yöntemlerle kazları bile güder; bir kısım ülkelerin yönetici kazlarını güttüğü gibi.

Bütün bunlar kimlerin sayesinde yapılıyordu?

Tabii ki siyasal çıkarlarını garantiye almak için Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül tarafından yapılıyordu.

Bu durum gaflet ve dalaletten de öte bir şey değil mi?

Hele o günler, kendisini her zaman güçlü,milliyetçi ve gerçek bir lider olarak takdir ve kabul ettiğim sayın Deniz Baykal, Tayyip Erdoğan’a şunu soruyor:”Bu 62 bin Amerikan askeri ne zaman Türkiye’ye gelecek?” aynen şu yanıtı alıyor: ”vallahi ben de bilmiyorum”

Bu yanıt, Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle ”menfeatlarını müstevlilerin menfaatı ile tevhit edenler” yani bugünkü Türkçe ile ”çıkarlarını işgalcilerin çıkarları ile birleştirenler” sınıfına girmiyor mu?

Tezkere oylama öncesi neler oldu?

Tayyip, ikna etmek için birisi AKP Genel Merkezi, diğeri de TBMM’ de grup toplantı salonunda olmak üzere milletvekilleri ile iki ‘‘beyin yıkama” toplantısı yaptı.

Genel Merkez’deki toplantıda şark kurnazlığı ile milletvekillerini ikna etmek için bu tezkerenin askeri öneminden ve Türkiye için ne kadar yaşamsal bir durum arzettiğinden bahisle o günün başbakanı Abdullah Gül ve AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan tarafından tabir yerinde ise ‘‘hipnoz” ve ”beyin yıkamasına” tabi tutulduk.

Tabii, tüm bu konuşulanlar benim ayakkabılarımın altını muhatap alıyorlardı.

Burayı geçelim, esas ”1 Mart Tezkeresi”nin oylanacağı günde, oylama öncesi TBMM, AKP grup toplantı salonunda hangi saçmalık ve gaflet ötesi sözler konuşuldu; ona geçelim.

Yazımızın başlığı da bu konuyu içeriyor esasen.
O toplantıda, bu gaflet ötesi tezkerenin TBMM’den geçmesi karşılığında ABD hükümeti iki öneri getiriyor, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül kafadarlarına bağlamında şunlar anlatıldı.

Ya 1 milyar dolar hibe (bedava, karşılıksız) verecekti ABD ya da 6 milyar dolar kredi vereceklerdi.

Bunlardan hangisinin kabul edilmesi yararlı olur diye milletvekillerinin fikirleri alındı.

Tabi esas gaye milletvekillerinin fikrini almak değil onları hipnoz ederek ”1 Mart Tezkeresi”ne destek sağlamaktı.

Düşünün 1 milyar dolar hibe veya 6 milyar dolar kredi karşılığında vatan toprakları Amerikan Ordusu’na işgal ettirilecekti.

Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün yönettiği bir ülkede bunlar olabilirdi, çünkü onlar Allah tarafından gönderilmiş has kullar ve onların siyasal istikballeri her şeyin üstündedir, 800 bin kilometrekarelik Türkiye ve o günkü rakam olan 70 milyon insan bu iki zat-ı şerife kurban olmalıydı!

Tezkere’nin görüşüleceği 1 Mart 2003 günü yapılan bu toplantıda söz alıp tezkere aleyhinde konuşan milletvekilleri Tayyip tarafından bir çocuk gibi çok sert bir şekilde azarlandı. Aynı zamanda bu yurtsever milletvekillerini Tayyip mimleyerek 2007 seçimlerinde bir daha aday yapmadı.

Tayyip’in çok kindar olduğu bildiğimiz bir durum zaten.

O toplantıda o gün en son olarak, tezkerenin geçip geçmemesi ile ilgili olarak gizli bir oylama yapıldı, Milletvekilletrine matbu tercih formları dağıtılarak hiç isim yazmamak kaydıyla fikirleri soruldu.

Çıkan sonuca göre ezici bir çoğunlukla ”Tezkere” geçiyordu.

Bizim ”ABD işbirlikçisi” iki kafadar rahat bir nefes aldılar.

Ama bu iki kafadara yaklaşık 100 civarında milletvekili ”ters köşe” yapmışlardı.

Ben de ters köşe yapanlardandım.

Sebebi bu ”iki kafadar”dan korktuğumdan değildi.

Bu yoklamada Tezkere’yi geçirmek için onlar açısından olumsuz bir sonuç çıkarsa milletvekilleri üzerinde başka yöntemler kullanmasınlar diye.

Ve öğlenden sonra ”kapalı oturum”la ”Tezkere” görüşmelerine geçildi.

Oturumu o zaman TBMM başkanı sıfatıyla ve oy kullanma hakkı da olmadığı için Bülent Arınç yönetiyordu.

Önce Bülent Arınç uzun bir konuşma yaptı.

Şu andaki siyasal konjonktür nedeni ile belki hoşuna gitmez ama bir gerçeği söylemek vicdan borcumdur.

1 Mart Tezkeresi’nin Meclis’ten geçmemesi konusunda Bülent Arınç’ın payı büyüktür.

Çünkü o gün tarafsız bir TBMM başkanı sıfatı ile değil adeta Tezkere’nin radikal bir muhalifi olarak aleyhte konuştu.

Aşağıda göreceğimiz gibi 3 evet oyu daha çıksaydı Tezkere Meclis’ten geçmiş olacaktı.

Herhalde o gün Bülent Arınç en az 3 AKP milletvekilini etkilemiştir.

İktidar ve muhalefet partisi milletvekillerinin konuşmalarından sonra elektronik oylamaya geçildi.

Oylamaya 533 milletvekili katıldı; ret 250, kabul 264, çekimser 19 çıktı.
Evet oylarının çokluğuna bakmayalım, bu Tezkere’nin geçmesi için en az, salt çoğunluk olan yani oylamaya katılan milletvekillerinin yarıdan 1 fazlasının oyunu alması gerekiyor ki, o da o gün için 267 sayısı idi.

Yani 3 milletvekili daha kabul oyu verseydi Türkiye’yi parçalanmaya götürecek Amerikan Ordusu işgali başlayacak ve bir daha da bu coniler yurdumuzdan çıkmayacaklardı.

Ne diyeyim, bizi Allah korumuş.

Yukarıda da belirttiğim gibi AKP’nin milliyetçi yurtsever milletvekilleri Tayyip ve Abdullah Gül’ü ters köşe yapmış ve büyük bir hayal kırıklığına uğratmışlardı.

Tabi o zaman sayın Deniz Baykal’ın dirayetli tutumu ile Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri de blok halinde ret oyu vererek yurdumuz büyük bir felaketten kurtulmuş oldu.

O gün ben de ret oyu veren bahtiyar milletvekillerinden birisiyim ve bu benim yaşamımın onur tablolarındandır.

Irak işgali sırasında Amerikan Ordusu Türk hava sahasını liman ve topraklarını kullanamadığı için başarısız olmuştur ve ağır ekonomik kayıplara, asker zaiyata uğramıştır.

Fakat şu gerçeğin altını çizelim ki, çıkmayan bu Tezkere’ye rağmen, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül sayesinde AKP hükümeti yasadışı olarak ve TBMM’yi ”by pass” ederek yine de ABD özel kuvvetlerinin, askeri araç ve malzemelerinin, savaş uçaklarının geçişini sağlamıştır. En az 10 gün süreyle Irak, Türkiye’den kalkan uçaklarla bombalanmış ve bu süre içerisinde de 145 füze fırlatılmıştır Müslüman Iraklıların başına.

Tabi bu Müslüman Arap kardeşlerinin telef edilmesini sağlayan Amerikan savaş araçlarının kullanılmasına yasadışı bir şekilde izin veren Tayyip Erdoğan ve Abdullan Gül’de bu hesap ilerde ”Yüce Divan”da sorulur.

Bu Tezkere’nin reddi ile Türkiye uzun yıllardan beri ilk defa büyük bir itibar kazanmıştır.

Tezkere’nin aleyhinde olan o günün başbakan yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, Tayyip Erdoğan Siirt’ten milletvekili olup yeni hükümeti kurunca kendisini kabine dışında tutarak ağır bir intikam almıştır.

Fakat oylamadan sonra o tarihte Kültür bakanı olan Hüseyin Çelik’e oyunun rengi sorulduğunda verdiği yanıt çok ilginç ve şöyle diyor: ”oylamadan önce babam beni aradı, ret oyu vermemi istedi aksi taktirde vebal altında kalacağımı söyledi. Ben de ret oyu verdim.”

Van milletvekili Hüseyin Çelik’in bu yanıtına rağmen Tayyip tarafından hep taltif edilmiş ve ilk kurduğu hükümette onu Milli Eğitim bakanı yapmıştır; şimdi de kamuoyunun yakından bildiği gibi genel başkan yardımcısıdır.

Ama şunu yakından biliyoruz ki, Tayyip yalaka olanları hep etrafında tutmuştur ancak Ertuğul Yalçınbayır gibi yurtsever ve demokrat kafalıları yanından uzaklaştırmıştır.

Tabi şunu da unutmamak gerekir ki Hüseyin Çelik bu topraklarda Türklüğü erozyona uğratacak arzu ve manevralar peşinde olduğunu bilinen bir durumdur. Tayyip bu nedenle de kendisini yanında tutuyor olabilir.

O günler Türkiye’ye gelen ABD Savunma bakan yardımcısı Paul Wolfowitz, ”asker üzerine düşeni yapsaydı Tezkere geçerdi” dedi.

Adamın Türkiye’ye bakış açısına bak; Afrika’nı muz cumhuriyetlerinde hüküm süren asker vesayetindeki cumhuriyetlere benzetiyor.

Tayyip de Wolfowitz’den geri kalmayarak Tezkere olayından yıllar sonra katıldığı programda CNN televizyonunda, ”Genel Kurmay da bunu paylaşıyor, üst düzey komutanlar da, ‘biz orada olmalıydık, tezkere geçseymiş’ diyorlar.Temenni ederdik ki onlar da o günlerde bunu dillendirebilselerdi daha iyi olurdu. O oylamadan önce açıklama yapmadılar. Denklemin dışında kaldık. Keşke 1 Mart tezkeresi geçseydi. Tezkerenin bu şekilde neticelenmesini doğru bulmadım. Bunlardan ibret alıp gelecekte aynı hataya düşmemek gerekir.” açıklamasında bulundu.

İleri demokrasiye geçen ve geçmişteki askeri vesayetten zaman zaman dert yanan makyavelist Başbakan’a bak. Üstelik bu beyanatın içeriğini biraz dikkatlice analiz eder, satır aralarını okumaya çalışırsanız, ABD’ den özür dilediği ve gelecekte vuku bulacak bu tür tezkere ve başka işler için kendilerine açık çek verdiği meydandadır.

Milletin gözünün içine bakarak herkesi enayi yerine koyuyor.

O günler, Genel Kurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök ve Genel Kurmay’ın 2. adamı org. Yaşar Büyükanıt ve bir kısım generaller, Tezkere’nin geçmesini hararetle savunuyorlardı.

Hilmi Özkök o zaman şunu söylemişti: ”Artık Talabani aşiret reisi değil, bir cumhurbaşkanı. Bakış açımızı buna göre yenilemeliyiz.”

Bugün Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt’ın neden ”Ergenekon Davası”ından yargılanmadıklarını ve aynı davadan emekli ve muvazzaf generallerimizin ve diğer yüksek rütbeli subaylarımızın neden ”kodes’‘te olduğunu artık çok iyi biliyoruz.

O günlerde bir vatandaşın internette ki yorumu benim hayli dikkatimi çekmişti. Şöyleydi:
”Güneydoğu sınırının silinmesi için eline silgi alanlara namus…ların içinden 97 namuslu AKP’li çıkıp ağzının payı verilen tezkeredir.”

Bu ”1 Mart Tezkeresi” görüşmelerindeki konuşmaların içeriği ve oylama sonuçlarına göre kim ret, kim kabul veya çekimser oy kullanmış 10 yıllık yasak süresi 1 Mart 2013’te doluyor.

O gün elektronik oylama yapıldı, dolayısıyla her milletvekilinin ad ad ne renk oy kullandığı kayıtlarda ve TBMM tutanaklarında mevcut.

Bu nedenle TBMM başkanı sayın Cemil Çiçek’ten bu oylamanın o günkü milletvekillerinin oylarının rengini bilmemiz bakımından açıklanmasını rica ediyorum.

Çünkü 1 Mart Tezkeresi olayı bir milletin onur ve haysiyetini koruma ve TBMM’nin iktidar çoğunluğuna rağmen, demokrasi sınavında başarılı çıktığının abideleşmiş örneklerinden ve herşeye rağmen yurtseverlerin ve onları temsil eden milletvekillerinin her zaman galip geleceğinin az bulunur örneklerindendir.

 

 

 

 

 
NOT:Okuduğunuz ”1 MART 2003, TÜRK MİLLETİNİN EMPERYALİZMİ ÖLÜM DÖŞEĞİNE KOYUŞ ZAFERİ” adlı makaleyi tam üç yıl önce yani 1 Mart 2013’te o günün Türkiye’yi parçalamaktan kurtuluş günü olarak gördüğümüz için yazmıştım.Çünkü bu ihanet teskeresi TBMM’den geçseydi, makalenin içerisinde teferruatlı şekilde yazdığım gibi emperyalist ABD’nin ordusu kara, deniz ve hava unsurlarıyla kuzeyden güneye, doğudan batıya yurdumuzun her tarafını işgal edecekler ve Irak’ta olduğu gibi bir daha çıkmayacaklardı.Bugün Güneydoğu’da güvenlik güçlerimizin savaştığı PKK ile birlikte bize karşı savaşıp Türkiye’yi böleceklerdi.İşte bu teskere böyle ağır bir ihanet taşıyordu.Siyasi ihtirası olan RTE uğrunda Türkiye bölünüp parçalanacaktı.O gün AKP’nin çiçeği burnunda bir milletvekili olarak makalenin içinde detayları ile belirttiğim gibi ben de ret oyu veren bahtiyarlardanım ki bu zaferdeki katkımdan dolayı hayatımın şeref madalyası olarak taşıyorum bunu ve benden sonraki neslime bir hatıra olarak bırakıyorum.Eğer o gün üç milletvekili daha kabul oyu verseydi bu teskereye, ülkemiz bugün çoktan bölünmüştü.Ama ABD, o günkü yerli işbirlikçisi RTE vasıtasıyla ret oyu veren milletvekillerini manevralarla siyasetten uzaklaştırdı ve kendisine aşırı yalakalık yapan 2-3 milletvekili dışında hepsini siyasetten uzaklaştırdı.İşte TBMM’nin tüm partilerdeki millilikten uzak olan yapısının nedeni budur.Yani ABD yerli işbirlikçisi eliyle nasıl ki, Türk ordusunun general ve subaylarını kodese tıktırarak intikam aldıysa teskereye ret oyu veren millici-ulusalcı milletvekillerini siyasetten tasfiye ederek intikam aldı.ABD yerli işbirlikçisi eliyle bizi yaralayıp gazi yaptı ama biz onu Anadolu topraklarına sokmayarak can evinden vurduk, perişan ettik.Bugün yine aynı durum olsa yine aynısını pervasızca yapacağımdan kimse kuşku duymamalı.Çünkü bu teskere dolayısıyla o günün milletin temsilcilerinden bazıları ihanet damgası ile anılacak, bizler ise şeref madalyası ile Türk milletinin arasında rahatça dolaşacağız.İşte bu korku nedeniyle on yıl gizli kalması gereken teskerede oyların rengi bu korku nedeniyle açıklanmıyor.Şüphesiz ki zaman gelecek devran dönecek, o günkü her milletvekilinin rengi ortaya dökülecek.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
FETÖ’nün piçleri!
Dersimli Kemal ve Atatürk karşıtı ekibini CHP seçmeni partiden süpürüp atacaktır
Hatt-ı Müdafaa Yoktur, Sath-ı Müdafaa Vardır; O Satıh Bütün Vatandır ve CHP’ye yeni lider